Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ölülerinizi rahmetle anınız

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’a göre Gezi protestoları sırasında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız “polise karşı şiddet uygularken” ölmüşler.

“Türkiye’de bir, iki, üç, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor” diyor.
Çok da sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir bakış açısı.
Ölüye saygı yok, ölenlerin yakınlarının acılarını paylaşmak yok, gencecik insanların gereksiz bir şiddetle öldürülmüş olmalarına ilişkin içinde en ufak bir acı yok.
Gerçekleri tahrif etmek var!
Ethem Sarısülük’ün polisin açtığı ateş sonucunda öldürülmesine ilişkin görüntüleri inceleyen bilirkişilerin raporu açıklandı.
Göstericilerin önünde havaya ateş açan polis, savcı ne kadar aksini iddia etse de silahını daha göstericiler üzerine gelmeden çekmiş.
Eskişehir’de sivil mi, polis mi oldukları bile henüz ortaya çıkmamış kişilerin sopayla döverek öldürdükleri Ali İsmail Korkmaz da Başbakan’a bakılırsa “polise karşı şiddet” uyguluyormuş!
Hatay’da öldürülen Abdullah Cömert de, İstanbul’da öldürülen Mehmet Ayvalıtaş da!
Polisin hedef gözeterek attığı gaz fişekleri nedeniyle günlerce ölümle pençeleşen Dilan da, haftalarca komada kalan ve nihayet dün taburcu edilen Lobna Al Lami de!
Ve bu gerçekdışı sözleri bir iftar sofrasında topladığı büyükelçilere söylüyor.
Büyükelçilerin içlerinden neler geçirmiş olduklarını tahmin etmek zor değil.
Hadi ölenlere saygın yok, hiç olmazsa iftar sofrasının uhrevi anlamına saygı duy demek geliyor içimden.
“Ölülerinizi rahmetle anınız”
sözünü hatırla hiç olmazsa.

Sonunda çöpe atılacak bir karar

GAZETECİ ve yazar Ahmet Altan, Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme bunu para cezasına çevirmiş, 10 taksitte tahsiline de karar vermiş.
Altan, cezaya konu olan yazısında Uludere’de bombalanarak öldürülen vatandaşlar ile ilgili olarak gerçeklerin ortaya çıkarılmamış olmasını eleştiriyordu.
Böylece 35 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bir olay nedeniyle cezalandırılan tek kişi de, sorumluların bulunmasını isteyen bir gazeteci oluyor!
Bir kez daha yüksek sesle haykıralım: Yaşasın Türk adaleti!
Türkiye’de geçerli olan kanunlara göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları, aynı zamanda bir iç hukuk kuralıdır, mahkemeleri bağlar, yerel yargı kararlarından üstündür. Yani mahkemeler kararlarını verirlerken, AİHM kararlarıyla bağlıdır.
AİHM’nin bu konuda çok sayıda kararı var.
Rencide edici ve rahatsız edici de olsa eleştiri bir hak ve bir demokraside bunun cezalandırılması düşünülemez.
AİHM, Lingens–Avusturya davasında “ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşüncelere değil, aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden nitelikte olanlara da uygulanacağını, bunun demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurları olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin bir gereği olduğunu” vurguluyordu.
Lingens, 1975 yılında Profil adlı siyasal bir dergide yayınlanan iki makalesinde, dönemin Avusturya Başbakanı Kreisky’ye hakaret ettiği gerekçesiyle cezalandırılmıştı.
Lingens’in yazısında Kreisky, eski bir SS üyesini siyasi nedenlerle koruduğu için eleştiriliyordu.
Lingens, Kreisky için “aşağılık oportünist”, “ahlaksız” ve “onursuz” gibi sıfatlar kullanmıştı.
Mahkeme, Avusturya hükümetini Lingens’e tazminat ödemeye mahkûm ederken, “Kabul edilebilir eleştirinin sınırları politikacıya özel bir şahsiyet olarak bakmaktansa politikacı gözüyle bakılabildiği kadar geniştir: Özel şahsiyet beğenmese de, siyasetçi kendini, kaçınılmaz olarak ve bilerek, kullandığı her sözcüğün ve yaptığı her hareketin, gerek gazeteciler gerekse genel olarak kamunun sıkı bir tahkiki altına soktuğundan, daha yüksek derecede tolerans göstermelidir” diyordu.
Ahmet Altan ile ilgili olarak verilen bu karar da kuşku yok ki Yargıtay ya da AYM aşamalarında olmasa bile AİHM aşamasında çöpe atılacak.
Bu kararı veren mahkemenin yargıçları bu gerçeği bilmiyor olabilirler mi?

Ciddiye alınmak istiyorsanız

BAŞBAKAN Erdoğan, artık her konuşmasında Mısır’daki darbecilerin ve Suriye’deki diktatörün katliamlarına seyirci kalanları suçluyor.
Haksız olduğunu söyleyemeyiz.
Mısır’da masum insanların üzerine askerler ateş açtı, yüzlercesinin ölümüne neden oldu.
Suriye diktatörünün artık 100 binden fazla ölümden sorumlu olduğu bir gerçek, o da halkının üzerine bombalar, gazlar yağdırdı.
Bunları eleştirmemek, bunu doğal karşılayıp normalize etmek, kendisine demokratım diyenlerin kabul edemeyecekleri bir durumdur.
Ama Başbakan’ı da tutarlı olmaya çağırmamız gerekiyor.
200 binden fazla sivilin ölümünden sorumlu olduğu için Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama kararıyla aranan Sudan’ın darbeci Devlet Başkanı El Beşir ile ilişkisini gözden geçirmeli. Ona olan muhabbeti nedeniyle özeleştiri yapıp, Sudan’da katledilen sivillerin yakınlarından özür dilemeli.
Yine tutarlı bir kişilik çizmek istiyorsa Bahreyn’de demokrasi talepleriyle ayaklandıkları için şiddete uğrayan, öldürülen insanları da hatırlamalı. Bugün Suriye’deki vahşete seyirci kalanları suçladığı gibi, kendisi de dahil olmak üzere Bahreyn’deki vahşete seyirci kalanları eleştirmeli.
Tutarlılık, insanların söyledikleri sözlerin ciddiye alınmasına yardımcı olacak en önemli özelliklerden biridir, bunu aklından çıkarmamalı.