Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Recep İvedik üzerinden bir münazara önerisi

ÇİNLİ sanatçı ve aktivist Ai Weiwei’nin enstalasyonu “ay çekirdeklerini” iki yıl kadar önce Londra’daki Tate Modern’de görmüştüm.

Yaklaşık bin metrekarelik bir sergi salonunun zemini boydan boya ay çekirdekleri ile kaplıydı. Hepsi seramik çamuruyla elde yapılmış, fırınlandıktan sonra tek tek elde boyanarak yeniden fırınlanmış tam 100 milyon adet ay çekirdeği!

Weiwei’nin bir diğer enstalasyonu ise beni Münih’te çarpmıştı. Sichuan depreminde ölen çocukların anısına Haus Der Kunst’un ön cephesinde gerçekleştirdiği bir çalışmaydı bu. 9 bin çocuk çantasıyla, Çince “Bu dünyada yedi yıl mutlu yaşadı” yazmıştı. Sichuan depreminde yolsuzluk ve boş vermişlik yüzünden yıkılan okullarda ölen bir kız çocuğunun annesinin sözleriydi bu.

Weiwei Çin’de kamu yönetimine hâkim olan yolsuzluklar ve insan hakları konusundaki eleştirilerinin bedelini tutuklanıp, işkence görerek ödedi. Sonra “konuşması yasaklanarak” serbest bırakıldı.Tutuklandığı vakit Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü onun sanatçı değil, bir tür magazin kahramanı olduğunu belirterek şöyle konuşmuştu: “Çin’de çok yetenekli birçok sanatçı var.” Başbakan’ın özerk yönetim isteyen tiyatrocularla giriştiği tek taraflı söz düellosunda söylediği “bunlar sanatı sanat için yapar, sanat toplum için olmalıdır” sözlerini okurken Weiwei’yi ve Çinli diplomatın sözlerini hatırladım.
Çin’de de öteki otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerde de hep aynı şey olur zaten. Sanat toplum için olmalıdır ve toplum için neyin yararlı olduğuna karar verecek olanlar iktidardakilerdir.

Son günlerde iktidar partisi sözcülerinin ağzından “gerçek sanatçılar” sözünü sıkça duyuyoruz. Başbakan da “sanat toplum için olmalıdır” diyor. Bu otoriterleşmeye doğru doludizgin gidişin ifadesinden başka bir şey değildir. Önce başka fikirlere tahammülleri olmadığını ortaya koydular, şimdi sanatı ve sanatçıyı tek tipleştirmek istiyorlar.

Madem Başbakan eski bir lise münazara konusunu ortaya attı, ben de şimdi yeni bir tartışma konusu öneriyorum. Recep İvedik filmleri üzerinden yürütülecek bir tartışma olsun isterim: Sanat mı hayatı taklit eder, hayat mı sanatı?

Bakarsınız “bidon kafa” ve “göbeğini kaşıyan adam” temalarını Türkiye’de aydınları ve sanatçıları eleştirmek için ısıtıp ısıtıp ortaya süren hükümet sözcüleri ve yandaş yazarlar için böylece yeni bir ufuk da açılmış olur!

Baykal’a komplonun ikinci yılındayız

DENİZ Baykal’a, gizlice çekilmiş bir video görüntüsünün internette “deniz aşırı sitelere” konulmasıyla kurulan komplonun ikinci yıldönümündeyiz.

İki yıldır, ana muhalefet partisi liderine bu tuzağı kimin kurduğunu ve siyasi yaşamını bitirmek için uygulamaya koyduğunu öğrenemedik.

Polisiye romanlara meraklıyımdır, polisiye filmleri de mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışırım.

Polis okulunda “suç nasıl takip edilir” konulu bir ders var mıdır, bilmiyorum ama filmlerde ve romanlarda suçların faillerini bulmak için izlenmesi gereken yollardan birinin “Bu suçun işlenmesinden kim yararlandı” sorusunun yanıtını bulmak olduğunu biliyorum.

Kişisel görüşüme göre ki bunu o vakit de yazmıştım, bu komployu kuranlar, Deniz Baykal’ın istifa etmeyeceğini, tam tersine partisinin başında kalıp bununla mücadele yoluna gideceğini hesaplamışlardı. Böylece yaklaşan seçimlerde CHP liderinin aleyhine miting meydanlarında atıp tutmak için harika bir fırsat doğacaktı. Deniz Baykal, benim de beklemediğim bir şekilde bu oyunu bozdu ve istifa etti.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçiminden sonra CHP’nin iç kavgalara sürükleneceğini ve dışarda yürüttüğü siyasi mücadeleye odaklanamayacağını da tahmin etmek zor değildi, nitekim öyle de oldu.

İlginçtir ki hükümet de, kendi yönettiği bir ülkede muhalefet lideri bir siyasetçinin başına gelen bu komployu araştırmak için kılını bile kıpırdatmadı. Bunu siyasi olarak kullanacağını biliyordu, zaten kullandı da. Ama komployu kuranların peşine düşmedi.

Bu durum bana üç ay sonra ikinci yılını tamamlayacak bir başka skandalı hatırlattı.

KPSS sınavının sorularının çalınmasının üzerinden de üç ay sonra iki yıl geçmiş olacak.

Memlekette nasıl güçlü çeteler var ki üzerinden iki yıl geçmesine rağmen marifetleri ortaya çıkartılıp, sorumluları adalete teslim edilemiyor?

Bu ülkeyi kim yönetiyor? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı, istedikleri gibi at koşturan çeteler mi? Herkese parmak sallayan Başbakan, neden bu işlerin üzerine cesaretle gidemiyor?

Geçmesin günümüz sevgilim nazla!

BÜLENT Arınç’a yönelik bir suikast girişiminin engellendiğini bize söylediklerinde tarih 20 Aralık 2009 idi. Parmak hesabı yapalım: Aralık 2010, Aralık 2011, Mayıs 2012. Toplam 28 ay! Günler bu hızla geçerse, ki bana çok hızlı gibi geliyor, yakında üçüncü yılını kutlayacağız. Ama ortada ne açılan bir dava var ne de suikast planlayanlar ile ilgili bir gelişme. Tekrar soruyorum: Bu iş ne oldu? Yoksa hepimizi kandıracak bir palavra mı ortaya attınız? Yoksa bu da üzerine gidilmesi korkulan çetelerden birinin işi mi?

Çok kurcalama etiği!

GEÇTİĞİMİZ hafta TBMM’de “siyasi etik” ile ilgili önemli bir komisyon çalışması yapıldı. Milletvekillerinin uyması gereken etik kurallarıyla ilgili ilginç değerlendirmeler yapıldı, Sedat Ergin’in bu konuda geçen hafta karşı köşede yazdıklarını kaçırdıysanız, dönüp okumanızı öneririm. Öte yandan şunu da söylemeliyim: Türkiye’de bu konuyla ilgili bazı yasalar ve yönetmelikler zaten var ama dinleyen yok! Bu sorunu nasıl çözeceğiz, bilemiyorum. Hele de kuralları takmayan “gerçek anlamda yasal korumaya sahip” Cumhurbaşkanı ise. Türkiye’de kamu görevlileri, yabancı devlet temsilcilerinden asgari ücretin on katı değerinde hediye kabul edemezler. Eğer böyle bir hediye verilirse, bunu bağlı bulundukları kuruma beyan edip, Hazine’ye devretmek zorundadırlar. Yönetmelik o kadar ayrıntılı ki hediye olarak verilen imzalı resimlerin çerçevelerinin nasıl değerlendirileceği konusu bile belirtilmiş.

Suudi Arabistan Kralı’nın ne kadar bonkör olduğunu biliyoruz. Gittiği ülkelerde dağıttığı hediyelerin değerinin yüz binlerce dolar tuttuğunu ABD, İngiltere ve Ekvador örneklerinden öğrendik. Ama burada kime ne hediye etti, ettiği hediyeler beyan edildi mi, Hazine’ye devredildi mi bilmiyoruz. Dün baktım gazetelerde Cumhurbaşkanı’na “güzel sorular soran” on kişi yine Köşk’te ağırlanmış. Benim sorduğum bu soruyu soranlar bir kez daha elemeyi geçememişler. Ne diyelim, gün gelir, devran döner o zaman öğreniriz artık!