Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’e gitti.

Bundan önceki gidişinde, muhataplarının karşısında, ülkesini demokratikleştirerek Avrupa Birliği’ne tam üye yapmak isteyen bir siyasetçi olarak oturuyordu.
Bu sefer durum biraz karışık.
Avrupa Birliği yetkilileri bu sefer Erdoğan’a baktıklarında “Avrupalı olmaya kararlı bir Müslüman demokrat” görmeyecekler.
Karşılarındaki kişiyi nasıl göreceklerinin ipuçlarını AB ilerleme raporlarında ve AB yetkililerinin son günlerde verdiği demeçlerde bulabiliyoruz.
Ne göreceklerini ben söyleyeyim:
Barışçı protesto gösterilerini bile polis şiddetiyle dağıtmak isteyen, demokratik eleştiriye tahammülü olmayan bir siyasetçi.
-Polis şiddetini “Polis destan yazdı” diye yücelten bir lider.
Ülkesindeki yolsuzluk soruşturmalarını örtbas edebilmek için yargı bağımsızlığını kanunla yok etmek isteyen, yargıyı kendisine bağlamaya çalışan bir lider.
-Hem Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyip, hem de “Avrupa bize karışamaz” diyen bir kişilik.
-Ülkesinin vatandaşlarının yarısını “kendisinden görmeyen” bir politikacı.
-Ülkesinin vatandaşlarının uçaklardan yağan bombalarla öldürülmesini seyredip soruşturmayı geçiştiren bir lider.
-Suriye’de İslamcı militanlara silah sağladığından kuşku duyulan bir Başbakan.
-Gazetecilerin hapislerde süründürüldüğü bir ülkenin lideri.
-Ortadoğu’nun büyük ağabeyi olarak her şeyi yoluna koyacağını iddia ederken, bölgedeki tüm etkinliğini kaybetmiş, herkesle küs bir politikacı.
-Demokratik dünyada tanıdıkları hiç kimseye benzemeyen bir siyaset adamı.
Ülkesindeki her olumsuzluktan, üye olmaya çalıştığı birliğin üyelerinden bazılarını sorumlu tutacak paranoya düzeyinde bir siyasi algı sahibi.
Hiç ama hiç hoş bir tablo değil bu.

Sistem iyi de burası Amerika değil ki

MİLLİ Eğitim Bakanı Nabi Avcı, üniversiteye girişte sınavın kaldırılacağını açıkladı.
Şöyle anlatıyor: “Üniversiteye giriş sınavı kaldırılacak. Üniversiteler gelişmişliğine göre 3’e ayrılacak. Yükseköğretime geçişte de merkezi yazılı sınavlar yapılacak. ABD’de üniversiteye yerleşmede olduğu gibi bir model belirlenecek. Liseden mezun olan öğrenci dosyasıyla üniversiteye yerleşebilecek.”
İşin içine böyle “Amerika’daki gibi” sözler de sıkıştırılınca, kulağa hoş geliyor tabii.
Ama gelin görün ki devlet ile aramızda ciddi bir güven sorunu var, burası Amerika değil ki, vatandaşlar olarak haklarımızın korunacağından, yanlışın yargıdan döneceğinden emin olabilelim!
Amerika’da üniversiteler bağımsız, kayıt koşulları şeffaf, öğrenci daha müracaat ederken şu üç–beş üniversiteden birine girebileceğini biliyor.
Bizde üniversiteler YÖK’e bağımlı. YÖK kime bağımlı henüz oraya gelmedik: Cemaate mi, hükümete mi?
Üniversiteleri yöneten kadrolar, bu YÖK tarafından seçildiler, Cumhurbaşkanı tarafından siyasi özellikleri de göz önünde tutularak tayin edildiler.
Onların da kaçı cemaate bağlı, kaçı hükümete bağlı tam olarak henüz bilemiyoruz.
Siz yargı düzenini bile yüzünüze gözünüze bulaştırdınız, siyasallaştırdınız, üniversite kayıtlarında bunu yapmayacağınızı nereden bileceğiz?
En küçük devlet memurluğundan en büyüğüne, işe alımlarda sadece particilik gözettiniz, şimdi üniversitelerin öğrenci seçerken “Bu cemaatçi, bu AKP’li, bu CHP’li, bu MHP’li, bu Kürt, bu Ermeni, bu Alevi, bu Sünni” diye ayrım yapmayacağını nasıl garanti edeceksiniz?
Üniversite başvuru dosyalarına, AKP ilçe başkanlarından alınmış kartvizitler de eklenecek mi: “Hamili kart yakınımızdır, mühendislik fakültesine alınması uygundur!”

Aynı filmi seyretmeyelim

-GEÇTİĞİMİZ haftanın son günlerinde Kazlıçeşme’de kamuya ait 111 dönümlük bir arazi satıldı.
Alanlara hayırlı olsun diyelim.
Böyle bir arazinin satışı, demokrasisi gelişmiş bir ülkede söz konusu olsaydı, satıştan sonra haberimiz olmazdı.
Yerel sivil girişimler o arazinin, bölgede yaşayanların rahat ve huzuru için mesela park yapılması amacıyla harekete geçerler, mesele enine boyuna tartışılır, karar sonradan verilirdi.
Ama demokrasimiz, gelişmiş bir demokrasi değil, bölgede yaşayanların fikrini sormak Ankara’daki beylerin aklına gelmez. Ortada büyük bir rant yaratma olanağı varsa, hiç gelmez.
İhalenin şartlarına göre araziye 225 bin 906 metrekare kapalı alan inşa edilecek.
Bu kapalı alanın, 33 bin metrekaresi turizm ve ticaret alanı, 70 bin metrekaresi konut ve ticaret alanı, 2 bin metrekaresi dini tesis, 4 bin metrekaresi de eğitim tesisi olarak kullanılabilecek. En yüksek bina 70 metreyi geçemeyecek.
İhaleyi alanları peşin olarak suçlamak istemem ama bugüne kadar yaşadığımız ihalelerde, mesela Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisinde olabilen şeylere dikkat çekmek isterim.
Önce arazinin emsal değeri arttırılarak daha büyük bir kapalı alan inşasına izin verildi. Sonra bazı eklentilerle bunun da çok ama çok üzerine çıkıldı.
Eğer bu durum en başından bilinebiliyor olsaydı, o arazi çok daha yüksek bir fiyatla satılabilirdi.
Ya da şöyle söyleyebiliriz: O fiyata satıldı, başkası o kadar yüksek fiyat veremedi çünkü satın alanlar, inşaat alanını arttırabileceklerini baştan biliyordu.
Bu tür şeyler nasıl oluyor, zaten biliyorduk, ama onu da yolsuzluk skandalı soruşturması sayesinde bir kez daha öğrendik.
Başbakan emir verdi, Şehircilik Bakanlığı özel imar planı yaptı, belediye göz yumdu!
Bakalım aynı filmi bu arazi için de izleyecek miyiz? Başbakan’ın bir işaretiyle inşaat alanları büyütülüp yeni rantlar yaratılacak mı, bu rant kimlerce, nasıl paylaşılacak?
Dikkatinizi çekerim: Araziyi alanları peşinen suçlamıyorum! Sadece gözlerimizi açık tutalım diyorum!