Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Savcılıktan bir açıklama bekliyoruz

BASINDA “AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirme planı” olarak isimlendirilen belge hiç kuşkusuz ki Türkiye’nin önündeki sisin dağılması için çok büyük önem taşıyor.

İki nedenle:

1- Eğer böyle bir plan Silahlı Kuvvetler içinde hazırlandıysa, sorumlularının açığa çıkarılması, demokrasimizi darbelerden korumak yolunda önemli bir adım olacak.

2- Eğer böyle bir belge gerçekte yok da, Ergenekon Soruşturması sırasında TSK’yı hedef almak üzere “üretildiyse”, bunu yapanların açığa çıkarılmaları da bir başka tür çeteleşmenin ortaya çıkarılması sonucunu doğurabilir. Bu da önemli bir kazanımdır.

Zaten gerek siyasetçilerin demeçlerinde ve gerekse gazete yorumlarında belgenin ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor. 

Bu da bir başka temel sorunun varlığını gösteriyor.

Bu belge, Ergenekon soruşturması sırasında ele geçirildiği iddia edilen bir belge.

Nitekim bunun tersi de bugüne kadar açıklanmış değil.

Yani Ergenekon Davası’nı yürüten savcılık, önemi üzerinde herkesin ittifak ettiği bu belgeyi buluyor ve kaldırıp bir kenara koyuyor.

Taraf Gazetesi’nde yayımlanana kadar belge ile ilgili bir işlem yapılmış değil.

Belgenin orijinal olup olmadığı, bulunduğu yere nasıl geldiği gibi soruların yanıtları araştırılıp, soruşturma belge üzerinde derinleştirilmiyor.

Tam tersine bir gazeteye sızdırılıp, büyük bir patırtı kopması bekleniyor.

Savcılığın, bu soruşturmanın en başından beri izlediği taktik yani!

Bu belge ile ilgili olarak soruşturma derinleştirileceğine ve belge büyük bir titizlikle saklanacağına nasıl olup da sızdırılabiliyor?

Bu sorunun yanıtını da savcılıktan almak zorundayız.

Bu özensizlik neyle açıklanabilir?

“AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirme planı” adı verilen belge, Ergenekon Davası’nda tutuklanan Serdar Öztürk’ün ofisinde bulunan bilgisayarın derinliklerinde bulundu.

İddia böyle.

Ancak ortada bir sorun var ki sanık avukatı, el konulan bilgisayarların kopyalanması sırasında orada bulunmadığını iddia ediyor.

Öztürk’ün avukatları olmadan bilgisayarların yedeklenme işleminin yapılması ise kanunun hükümlerine aykırı.

Bu durum, belgenin Serdar Öztürk aleyhinde bir delil olarak kullanılmasını tartışmalı hale getirdiği gibi avukatı da belgenin “polis tarafından üretilerek servis edildiğini” iddia ediyor.

Bu soruşturma sırasında delillerin toplanması konusunda kanunun emrettiği birçok hükmün çiğnendiğini biliyoruz.

Bu özensizlikten mi kaynaklanıyor yoksa bilgisizlikten mi?

Hangisi olursa olsun affedilemez bir hata.

Savcılığın bu konuda bugüne kadar bir adım atmamış olması da doğrusunu isterseniz, soruşturmanın selameti açısından beni endişelendiriyor.

Ve aklıma hep en kötü olasılık geliyor: Kanuna aykırı bütün bu tutumlar kasten mi yapılıyor diye düşünmeden edemiyorum.

Amaç, devletin içinde yuvalanmış, darbeler ve cinayetler planlayan bir organizasyonu çökertmek mi, yoksa sadece kamuoyunda gürültü koparıp bundan siyasi rant elde etmek mi?

Adrese teslim şartname hazırlanmış

İSTANBUL’da her biri 1 milyon 200 bin Euro’ya mal olan Phileas marka metrobüslerin, otobüslerin alımından kötü kokular gelmeye devam ediyor.

Tolga Şardan’ın Milliyet’teki haberine göre otobüs alımı için hazırlanan şartname “adrese teslim” yapılmış.

Şartnamede aranan teknik özellikler, Phileas otobüslerini üreten firma yetkilisi tarafından İETT’ye gönderilen mektuptan birebir kopyalanmış.

Müfettiş incelemesinde bütün ayrıntılar tespit edilmiş. Raporda, ihalenin fiyat karşılaştırması yapılmadan ve başka teklif alınmadan gerçekleştirildiği de yazılı.

İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, biliyorsunuz İETT Genel Müdürü ve 13 kurum yöneticisi için bu ihale nedeniyle “kamuyu zarara uğrattıkları” gerekçesiyle bir dava açtı.

Sanıkların, suçlu olup olmadıklarını bu dava bittiğinde anlayacağız.

İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi, metrobüs adını verdiği dev bir proje gerçekleştirdi.

Alınan ilk sonuçlar projenin başarılı olduğunu da gösteriyor. Otoyolun ortasından geçen bölünmüş bir yolun ileride sakıncalar doğuracağını söyleyenler de var ama sistem şu anda başarıyla işliyor.

Anlamakta zorlandığım şey böylesi büyük bir projenin önemli bir aşaması olan otobüs alımında böyle dolambaçlı yollara gidilmesi.

Ve şunu da merak ediyorum: Kadir Topbaş, bütün bu süreçte neredeydi? Soruşturma neden bu projenin asıl sahibini de kapsamıyor?