Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sivilleşirken ‘öteki üniformalıları’ unutmayalım!

HRANT Dink cinayeti ile ilgili davanın 12. duruşmasında, Trabzon Emniyeti’nden istenen bazı bilgilerin gönderilmediği ortaya çıktı.

Söz konusu bilgi, bir dönem “polis muhbiri” olarak çalıştığı bilinen sanık Erhan Tuncel ile görevli polis memurları arasındaki telefon görüşmelerini içeriyor.

Trabzon Emniyeti’nin belgeyi göndermeme gerekçesi “polis memurlarının telefon bilgilerinin deşifre olmasının istihbarat zafiyeti yaratacağı” olarak açıklanıyor.


Hesapta “sivilleşiyoruz” ama bir önemli siyasi cinayetle ilgili olarak sorumlu olabilecek polis memurlarının soruşturulması engelleniyor
.

Bu da yetmiyor, mahkemenin istediği bilgiler “İstihbarat zafiyeti yaratır” gerekçesiyle gönderilmiyor.


Ama ordunun “kozmik odalarına” girmek, orada arama yapmak “güvenlik zafiyeti” yaratmıyor!


“Sivilleşme”
dediğimiz şey, belli ki sadece “asker üniforması” ile ilgili olarak algılanıyor.


Devlet kurumlarının hesap verebilirliği, Anayasa gereği millet adına egemenliği kullanan kurumlardan biri olan bağımsız yargının bu hesabı sorabilmesi sadece konu “asker” ise akla geliyor
.


Gerçekten çok ilginç bir ülkede yaşıyoruz.

 

Bu farkı Cumhuriyet Devrimleri yarattı

 

DÜN Hürriyet’in haber gündeminde arkadaşımız Savaş Özbey tarafından yazılmış bir haber okudum.


Buna göre Türkiye’deki büyük şirketlerin yönetiminde yer alan kadınların oranı İspanya’dan yüksek, Fransa’yla başa baş, İtalya’yı ikiye katlıyor
.


Benzeri bir kıyaslamayı Müslüman dünyanın ülkeleri ile yapsak, farkın çok daha büyük olduğunu da görecektik.


İspanya, Fransa ve İtalya, dini taassubun daha yoğun yaşandığı Katolik ülkeler.


Nerede dini taassup varsa, orada kadınlar ikinci plana itiliyorlar
.


Türkiye’de tablonun bu kadar farklı olmasını sağlayan şey, bugünlerde burun kıvırmanın moda olduğu Atatürk devrimleri ve laikliktir. Genel olarak
“Cumhuriyet projesi”dir!


Türkiye, bugün tersine çevrilmeye çalışılan o süreçten geçtiği içindir ki kadınlarını sosyal yaşamın içine sokabildi, onların üretici gücünden yararlanabildi
.


Bu araştırmanın bir benzerinin Türkiye’nin son yedi yılı için yapılması ne kadar iyi olurdu.


Yedi yıl önce, kamuda genel müdür, daire başkanı, müdür ve yardımcıları pozisyonunda kaç kadın vardı, şimdi kaç kadın kaldı?


Sayının giderek azaldığını, kadın olmanın Türkiye’de özellikle kamu kesiminde terfi etmek için bir engel olduğunu kişisel gözlemlerimizle çıkartabiliyoruz.


Acaba Devlet Personel Dairesi, bu tür bir istatistik tutuyor mu? Tutuyorsa, kamuoyuyla paylaşmak istemez mi?

 

Başbakan neden bu kadar öfkeli?

 

SON günlerde kiminle konuşsam aynı soruyla karşılaşıyorum: Başbakan neden bu kadar sinirli?

Başbakan ile yüz yüze konuşma olanağına sahip olmadığım için ancak tahmin yürütebiliyorum.

Bence bu sinirli görüntünün gerisinde iki şey yatıyor olabilir:


1- Başbakan da “Bugün seçim olsa oyunu kime verirsin” anketlerini görüyor
. Muhtemelen bizim gördüklerimizden daha çok sayıda! Ve oradaki tablo sinirini bozuyor. Partisinin gerilediğini, olası bir seçimde muhalefete düşebileceğini görüyor. Ve onun açısından bu tabloyu “vahim” kılan, bu seçimin son seçimi olacağını açıklamış olması. AKP’nin gerilediği bir ortamda, Cumhurbaşkanı olma rüyasının da suya düşeceğini fark etmiş olmalı.


2- Bir diğer olasılık
ise Başbakan’ın, bundan önceki seçim stratejisinin temelinin “mağduriyet” olması. Başbakan, mağduru oynamaya devam etmek istiyor. Ama sorun şu ki bu kez iktidarda ve üstelik ezici bir çoğunluğa sahip. Böyle bir ortamda mağdur rolü oynayabilmesi, ancak sağa sola çatarak, kendisine “haksızlık yapıldığını” göstermeye çalışması ile mümkün. Ama demokratik ülkelerde buna “haksızlık” değil, “muhalefet” deniliyor ki geriye elde sadece öfkeli ve sinirli bir insan görüntüsü kalıyor.

Ve bu öfkeli görüntü, kavgadan ve çatışmadan bunalmış insanların yaşadığı bir ülkede asıl sorunu daha da büyütüyor!


Asıl sorunun ne olduğu ise birinci maddede yazılı!