Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Sorumlu olmadan yönetmek diktatörlere mahsus

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, AKP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda kendisine “Yıldırım Akbulut’un hatırlatılmasına” kızmış.

Kızması bir haber değil tabii, her an her şeye kızabilir!
Milletvekili “Sizden sonra Akbulutvari bir yapı gelir mi, partimiz ANAP’ın geçmişte yaşadığı sıkıntıları yaşar mı” deyince, Başbakan “Dur bakalım” demiş.
Sonra da devam etmiş: “Biz ne ANAP’ız ne başka bir partiyiz, biz nevi şahsına münhasır bir partiyiz. Zaten rahmetli Özal cumhurbaşkanı olduğunda partisinin oyları düşmüştü, bizim ise artıyor, şu anda yüzde 46’yız, her 2 kişiden biri bize oy veriyor.”
Milletvekilinin sorduğu soru aslında yerinde bir soru.
Çünkü Başbakan’ın her açıklaması gösteriyor ki kendisi Cumhurbaşkanı seçilirse, Çankaya’da oturup Anayasa’da yazılı görevlerini yapmakla yetinmeyecek.
“Fiili bir başkan” gibi davranacak, icra organı olan hükümeti yönetecek. Kendi sözlerinden bunu anlıyoruz.
Ama bir de Anayasa var!
Anayasa’nın 104. maddesi şöyle diyor:
“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”
Sonra da hangi görevleri yerine getireceğini sıralıyor.
Kanunları yayınlamak, Başbakan’ı atamak, Anayasa’da yazılı şartlar oluşursa seçimlerin yenilenmesine karar vermek, Anayasa’ya uymadığını düşündüğü kanunları TBMM’ye iade etmek ya da Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak. Bazı atamaları yapmak. Gerekli görürse Bakanlar Kurulu’nu başkanlığında toplantıya çağırmak!
Başakan’ın “başkan gibi” davranacağını söylerken dayandığı “görev ve yetki” bu sonuncusu.
Yani diyor ki “Madem gerekli gördüğümde Bakanlar Kurulu’nu toplayıp başkanlık edebilirim, o halde hükümeti de ben yönetebilirim.”
Ama bir de Anayasa’nın 105. maddesi var!
O da şöyle diyor:
“Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.”
Yani Erdoğan eğer Cumhurbaşkanı seçilir de “başkan gibi” davranmaya ve hükümeti yönetmeye kalkışırsa olacak olan şu: Davul, Başbakan ve bakanların boynunda olacak, tokmak ise Erdoğan’ın elinde!
Tablo bu olduğuna göre, milletvekilinin “Akbulut” benzetmesine neden kızıyor, anlayabilmek mümkün değil.
Partisinin son seçimde aldığı yüzde 46 (bir görüşe göre 43) oy ile, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların Anayasa’da yazılı görevleri ve yetkileri arasında nasıl bir ilişki var?
Partisinin aldığı oy, bu durumda bir tek yerde anlamlı olabilir: Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluğa ulaştıysa, Anayasa’da yazılı bu görev ve yetkileri, kendi hayalindeki modele göre değiştirmek!
Bu değişmediği sürece bu yönde yaptığı her şey görev ve yetki aşımı olur, bunun pratik sonucu da yetki kargaşası, yetki kavgası ve ülkenin yönetilemez hale gelmesidir.
Öte yandan, dün de söz etmiştim, Anayasa, Cumhurbaşkanı’nın, resen yapacağı işlerden sorumlu tutulamayacağını da söylüyor.
Yani Erdoğan’ın hayalindeki gerçekleşirse, hükümet adına her türlü eylem ve işlemi yapacak ama sorumlu tutulamayacak!
“Otoriterleşme” ve “diktatörleşme” eğiliminden söz ettiğimizde çok kızıyor, bunu biliyoruz.
Ama hem yürütme organının başında olup ülkeyi yönetmek hem de bundan dolayı sorumlu tutulmamak bir tek düzende mümkün olabilir: Diktatörlüklerde!

Kimin, nasıl eğlendiğinden sana ne?

DÜZCE Üniversitesi’nde bir bahar şenliği yapılmış, öğrenciler kendi aralarında eğlenmişler.
Şenlik kapsamında bir de konser düzenlenmiş, gazetelerde bu konser sırasında çekilmiş bazı fotoğraflar yayımlandı.
Fotoğraflardan birinde iki türbanlı öğrenci, erkek arkadaşlarının omzunda görünüyorlar. Erkek arkadaşlarının omzuna çıkıp konser izleyen kızlar arasında başı açık olanlar da var.
Tipik bir konser görüntüsü ve o yaştaki gençler konserlerde sahneyi göremeyen kız arkadaşlarını omuzlarına alabiliyorlar.
Bu durum, AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ı rahatsız etmiş.
Sosyal medya hesabından mesajlar yazmış.
Şöyle diyor: “Düzce üniversitesinin bahar şenliklerinde başörtülü kızların, erkeklerin omuzlarında oturmalarını utanarak izledim. Ahh değerler nerede? Aklını o nurdan örtüyle örtenlere ihtiyacımız var. Nice örtünmüş var açılmaya aday. Nice açık var kapanmaya namzet. İnsan başının olduğu yerde değil, aklının olduğu yerdedir.”
Milletvekilinin neden utandığını anlamak zor değil.
Türbanlı kızlar, nasıl olur da erkeklerin omuzlarında konser izlerler diye düşünüyor.
Bundan “ahlaksız” bir davranış hissediyor, ona utanıyor.
Senelerce, türbanın, muhafazakâr genç kadınların toplumsal hayata karışmalarını sağlayan “modernleştirici” etkisinden söz ediliyor.
Nitekim bu genç kızlar da türbanlarını takmışlar, toplumsal yaşama karışmışlar, kendi aralarında eğleniyorlar.
Ve onlarla en küçük bir ilişkisi olmayan bir insan, bundan utanç çıkarıyor ve kızlara diskur çekiyor!
O genç kızlarla konuşabilseydik eminim ki bu milletvekiline “Sana ne kardeşim” derlerdi, “sana ne?”
Ama arkadaş utanmış bir kere! Herkesin ahlakı ondan soruluyor, herkesin inancını yargılamak hakkına o sahip!
Bu tipler, kadınların sadece giyim kuşamlarına değil, her şeylerine karışmak hakkını kendilerinde görüyorlar.
Bunların dik bakışlarından kurtulmak için türban takmak yetmiyor çünkü, kadınların evlerinde dört duvar arasında saklanmaları daha makbul!