Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Şu kadarcık da bu işin kárı ne kadarcık?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu ve gelininin “kuyumculuk işine merak salması” bizim gibi ülkeler için çok şaşılacak bir durum değil.

Hep böyle olur zaten. Siyasette önemli mevkilere gelenlerin çocuklarının, yakın akrabalarının zihinleri birden bire açılıverir.

Kimsenin göremediği iş fırsatlarını görür hale gelirler. Ve sünnette, düğünde takılanları satıp, sermaye yapıp o işlere girerler.

Sıradan vatandaşların bu durum nedeniyle kendi çocuklarına kızmaları gerekmez. Çünkü böyle bir durumda asıl kızması gerekenler çocuklardır.

“Sen bir koltuk kaptın mı ki benden sünnet altınlarımla iş yapmamı bekliyorsun” derlerse, yanıt veremezsiniz!

Bu olayda şaşırdığım ve hayal kırıklığına uğradığım konu müdebbir bir tüccar olarak bildiğimiz Cihan Kamer’in durumu.

Gazetelere yansıyan bilgiler, bana biraz tuhaf geldi çünkü.

Cihan Bey, bir şirket kuruyor ve hisselerinin bir bölümünü Başbakan’ın çocuklarına devrediyor ama kaça devrettiği “hatırında kalmamış”!

Mağazanın yıllık kirası aşağı yukarı 900 bin Euro, yani neresinden baksanız 2 milyon lira. (Eski parayla trilyon diye okuyabilirsiniz.)

Kocaman bir mağaza! İçi çakıl taşı ve tenekeyle değil, altın, gümüş, platin, elmas, pırlanta, yakut, zümrüt vs ile dolu.

Ve Cihan Bey, bu mağazadan yılda sadece 40 bin lira (eski parayla milyar diye okuyabilirsiniz) kazandıklarını söylüyor.

Yatırılan paraya ve elde edilen kára bakınca “Bu nasıl ticaret?” diye sormadan edemiyorum.

“Cihan Bey bende hayal kırıklığı yarattı” derken, bunu kastediyorum.

Cihan Bey ve Başbakan’ın çocukları, bu kirayı bankaya yatırsalar, daha çok para kazanırlardı oysa.

Sözün kısası, bunu inandırıcı bulmadım.

Atasay’ın televizyonlarda yayımlanan bir reklamı var. Bir adam mağazadan içeri giriyor ve pırlantalarla ilgili şöyle bir soru soruyor: “Şu kadarcık da fiyatı ne kadarcık?”

Aynı soruyu sormak istiyorum. Eminim Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da tez zamanda şifa bulup, benzer bir soruyu sormaları için müfettişlerini görevlendirecektir!

AKP medyasının durumu

BAŞBAKAN’ın meydan nutuklarında neden bazı gazetelerin okunmamasını istediğini, böyle olaylar oldukça daha iyi anlıyoruz.

Oğlu ile gelininin, ilginç bir ortaklık ile bir kuyumculuk şirketine ortak oldukları ortaya çıktığından beri AKP medyasını özel bir dikkatle okuyorum.

AKP medyası derken, şu gazeteleri kastediyorum: Sabah, Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Star.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkardığı belgelerle gelişen olaylar zinciri, bu gazetelere göre sanki hiç olmamış gibi.

Cumartesi ve pazar günü, bu gazetelerde Atagold Kuyumculuk ile ilgili haberler ya hiç yayınlanmamıştı, ya da arka sayfalarda küçük bir haber olarak geçiştirilmişti.

Yani Başbakan’ın talimatlarına uyarak, sadece AKP yanlısı gazeteleri okuyanlar, böyle bir olaydan haberdar olmadılar.

Fakat Başbakan’ın tavsiyesini tutarak sadece AKP yandaşı gazeteleri okuyanların sayısının gerçekten çok az olması, olayın kamuoyunun bilgisinden kaçırılmasına engel oldu.

Bu son olaydan sonra Başbakan kuşku duymayın ki yine meydanlara çıkıp, bu tür haberleri veren gazetelerin okunmamasını isteyecek.

Bu son olaydan kárlı çıkan bir AKP’linin de olduğunun altını çizeyim.

Rumelihisarı sahilinde “tamirat ruhsatı” ile başlayıp, bir turistik tesise dönüşen inşaatın ortakları arasında Kadir Topbaş’ın yakınlarının da olduğu böylece gürültüye gitmiş oldu.

Sosyal devlet ahıra indi!

DÜNKÜ Hürriyet’te yayımlanan bir fotoğrafı kesip sakladım.Canımın sıkıldığı günlerde bakıp, biraz neşelenirim diye!

Fotoğraf Tunceli’de bir mezrada çekilmiş.

Tunceli Valisi’nin, tam da seçimler öncesi “sosyal devleti” hatırlamasının ilginç bir sonucu!

Bir köylüye otomatik çamaşır makinesi verilmiş ama mezrada su olmadığı için makine ahır olduğunu düşündüğüm bir yere konulmuş.

Bu seçim hediyesini alan köylü ayakta duruyor ve hemen yanında onunla birlikte fotoğrafçıya poz verir gibi duran bir keçi var.

Böylece keçilerin de sosyal devletin nimetlerinden yararlandığını görüyoruz.

O gariban keçinin bakışlarından Vali Bey’e bir sitem de seziliyor:

“Sosyal devlet diyorsun ama şu ahıra bir su bile bağlatamadın be abi!”