Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Tasarruf insani bir mesele’ diyordu

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, geçen gün “ekmek israfını” önlemek için yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Biz tasarruf ettikçe zenginleşen, zenginleştikçe tasarrufu artan bir millet olmak zorundayız.”

Geçen yıl, Enerji Verimliliği Haftası’nı açarken de, “Tasarruf milli olduğu kadar insani bir meseledir” diyordu.

İki yıl önce ÖTV zamlarının nedenini cari açığın azaltılmasına bağlarken de şöyle diyordu:

Sigarayı içmezsin olur biter. Alkolü biraz daha az tüketirsin olur biter. Kalkıp da Porsche kullanacağına gel Fiat kullan, Volkswagen kullan.”

Başbakan’ın tasarrufun önemini açıkladığı, halkı daha az tüketmeye davet ettiği konuşmalardan daha en az on tane bulabilirdim.

Ama gerek yok.

Çünkü Başbakan halka tasarruf öğütlüyor, masrafları kısmamızı istiyor ama kendisi için özel olarak imal edilmiş, geniş gövdeli, uzun menzilli bir uçağa 120 milyon dolar ödeyebiliyor.

Ayrıca, fiyatın 120 milyon dolar açıklanması bana pek inandırıcı da gelmiyor.

Bu uçakların liste fiyatı 200 milyon dolar, Başbakan’ın istediği VIP dizaynın getireceği ekstra yük de 50 milyon doların üzerinde olmalı.

Neresinden baksanız gereksiz bir lüks ve saltanat özleminden başka bir şeye de karşılık gelmiyor.

Türkiye elbette artık eski içine kapalı ülke değil.

Başbakan, Cumhurbaşkanı, bakanlar sıkça yurtdışı temasta bulunuyorlar, bulunmaları gerekiyor.

Bu gezilere bu güne kadar THY’den kiralanan uçaklarla gidiliyordu, gidilecek yere göre bir uçak modeli seçilerek. THY’den uçak kiralamanın suyu mu çıktı anlayamadım. Neden bu işi uçak kiralayarak daha ucuza mal etmek mümkünken, uçak satın alınıyor?

Hani biz “zenginleştikçe tasarrufu artan bir millet olmak” zorundaydık?

Hani “tasarruf milli olduğu kadar insani bir mesele” idi?

Meclis’in iradesi?

BDP Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, Uludere faciasından sonra partisinin grup toplantısında şöyle demişti:

Genelkurmay Başkanı bu yalanı söylemişse, Başbakan da bu yalanın peşine takılmışsa, çıksın bunu söylesin. Demokratik yönetim, askeri vesayetten sıyrılmak budur. Üç paşayı güdemiyorsun halkı kandırarak güdeceğini zannediyorsun.”

Genelkurmay Başkanlığı’nın bu sözler ile ilgili suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma başlatmıştı.

Geçen hafta bu soruşturmanın sonucu ile ilgili olarak bir gelişme yaşandı. Savcılık, Kışanak’ın dokunulmazlığının kaldırılması için bir fezleke hazırladı ve bunu Adalet Bakanlığı’na gönderdi.

Bakanlığın da kendisine ulaşan fezlekeyi TBMM Başkanlığı’na iletmesi gerekiyordu.

Ama bu kez Adalet Bakanlığı, Kışanak’ın sözlerinin “kürsü dokunulmazlığı kapsamında olmasını” gerekçe göstererek, fezlekeyi savcılığa iade etti.

Bunun sonucunda savcılık da Kışanak için takipsizlik kararı verdi.

Kişisel olarak ifade özgürlüğünün katı bir şekilde korunmasından yanayım. Kışanak’ın bu konuşmasında Genelkurmay Başkanı’nı yalancılıkla suçlaması ve “Üç paşayı güdemiyorsun” sözleri çok yakışık alan sözler olmasa da ifade özgürlüğünün kapsamı içinde değerlendirilebilir.

Elbette siyasetçilerin, kendilerine yanıt verme olanağı olmayan kamu görevlileri ile ilgili olarak konuşurken sözlerini daha dikkatle seçmeleri gerekir, bu nedenle
Kışanak’ı eleştirebiliriz ama bunun için dokunulmazlığının kaldırılmasını istemek aşırı bir taleptir.

Bu açıdan Adalet Bakanlığı’nın tavrı doğruymuş gibi görünüyor.

Ama değil.

Bakanlık, fezlekeyi TBMM Başkanlığı’na göndermek zorundaydı. Dokunulmazlığın kaldırılıp, kaldırılmayacağına karar verecek yer orasıdır, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Dairesi değil.

Yargı ile idarenin ilişkilerinde yargının bağımsızlığı ve işlemlerin kanuniliği esas olmalıdır, verdikleri kararlara katılsak da katılmasak da!

Bürokrasiyi aşmak kolay değil

BİR üniversite hastanesinde öğretim üyesi ve hekim olarak çalışan, ismi bende saklı bir okuyucumdan bir mektup aldım.

Okuyucumun 5 yaş 4 aylık, kronik astım hastası bir çocuğu var.

Çocuğun hastalığı nedeniyle ilgili bir uzman hekim tarafından yazılmış bir e–raporu da mevcut.

Okuyucum şöyle yazmış: “Çocuğumun hastalığı nedeniyle kullanması gereken Singulair 4 mg pediyatrik oral granül 28 adlı ilacı (Çocuğum 1 yaşından beri kullanıyor) 26.12.12 tarihinde reçete ettirdim, ancak SGK’nın MEDULA sistemindeki “8699636240144 barkodlu ilaç yaş aralığından dolayı ödenmez” ibaresi nedeniyle çocuğumun ilacını SGK aracılığıyla alamadım.”

Okuyucum bunun üzerine kendi cebinden ödeyerek ilacı temin etmiş.

Bu ilaç bitince bu kez aynı ilacın çocuklarda kullanılabilen bir başka formu uzman hekim tarafından reçeteye yazılmış.

SGK anlaşmalı eczaneden ilaç yine temin edilememiş. Gerekçe yine aynı: “8699636080122 barkodlu ilacın ücreti yaş aralığı nedeniyle ödenmiyor.”

Bu yanıt üzerine okuyucum MEDULA sisteminde ilaç ile ilgili şu hatayı tespit etmiş: İlacın pediyatrik oral granül formu 0-5 yaş aralığı için, çiğneme tableti ise 6–14 yaş aralığında ödenir!

Yani hasta çocuk beş yaşından dört ay büyük, altı yaşından da 8 ay küçük olduğu için söz konusu ilacı SGK kapsamında alamıyor.

Tipik bir bürokratik hata ve kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bir türlü aşılamıyor.

Okuyucumun başvuruları sonuçsuz kalmış.

Bakalım SGK’da bu işlerden sorumlu bir bürokrat bu hatayı düzeltmek için bir girişimde bulunacak mı?

Yoksa devlet düzenimize hâkim olan “Dünyayı ben mi kurtaracağım” adam sendeciliği, hasta bir çocuk söz konusu olsa bile devam edecek mi?