Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

THY dolarları niye bozdurmadı?

TUNUS’un devrik diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali için yaptırılan A340–500 tipi uçak, THY tarafından 77 milyon 800 bin dolara satın alındı ve devlet büyüklerimizin kullanımına sunuldu.
Zeynel Abidin Bin Ali’ye binmek kısmet olmamıştı, bizimkilere olacak. Böylece devlet büyüklerimizin kullanımına tahsis edilen çift koridorlu, geniş gövdeli uçak sayısı da ikiye çıkmış bulunuyor, hayırlı, uğurlu olsun.
Devlet büyüklerimiz için içi özel olarak yapılan bir adet de 8 saat uçabilen A319CJ var. Bu uçak da “bumba bumbacı” Berlusconi için yapılmıştı. Bunlardan başka iki Gulfstream ve iki adet de Cessna Citation var. Üç adet de helikopter.
Milli geliri bizim düzeylerimizde olan hiçbir ülkede devlet yöneticilerinin kullanımına tahsis edilmiş bu kadar çok hava aracı bulunmuyor. Bu “şampiyonluk” ile övünmek gerekiyor mu bilmiyorum. Yanlış anlaşılmasın, bizim gibi bir ülkenin de elbette devlet yöneticileri için özel uçakları olmalı ama sanki ipin ucu da biraz kaçmış gibi.
Düşünün ki Fransa ve Japonya gibi milli geliri bizimkinin kat kat üstünde olan ülkelerde bile devlet yöneticilerine tahsis edilmiş bu kadar çok geniş gövdeli ve uzun menzilli uçak yok. Ve bu alım vatandaşa elindeki avucundaki dolarları satıp TL ya da altın almasının önerildiği bir dönemde yapılıyor. THY, madem elinde bu kadar dolar vardı neden onu TL’ye dönüp “ekonomik krize karşı milli seferberliğe” katılmıyor da ayda yılda bir kullanılacak bir uçağa harcıyor?
Üstelik artık başkanlık sistemine de geçeceğimiz söylendiği bir dönemde! Şimdiki sistem olsa Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın ayrı ayrı seyahatlere çıkabileceğini varsayarak iki geniş gövdeli uçak belki izah edilebilirdi.
Ama şimdi bir başkana, bir geniş gövdeli uçak neden yetmiyor, anlamak zor. Bu lüks tutkusu nereden kaynaklanıyor?
İRADE SAHİBİ MİLLETVEKİLİ FOTOĞRAFLARI
BAŞBAKAN Binali Yıldırım “ortak şeyimiz” dediği “şeyin” “başkanlık değil, cumhurbaşkanlığı sistemi” olduğunu açıkladı. Başbakan’ın belli ki Shakespeare’vari bir yönü var. “Gülün adı gül olmasaydı yine de bu kadar güzel kokmaz mıydı” gibi bir söz bu da.
Siz adına burada ne derseniz deyin, onun adı başkanlık sistemi, ama “ala Turka” olanı. Başbakan, güçler ayrılığı ve denge fren mekanizmaları konusunda da kendince yüreklere su serpiyor. “Cumhurbaşkanlığı sisteminde bir kere kanun tasarısını cumhurbaşkanı veremiyor. Öyle bir şey yok. Kanunlar teklif şeklinde veriliyor. Teklifleri de milletvekilleri veriyor.”
Başbakan’ın bu sözleri söylemesi ile “boş anayasa teklifine imza atan AKP milletvekilleri” fotoğraflarının yayınlanması arasında iki gün ya geçti, ya geçmedi. Fotoğrafları görmüşsünüzdür. Ortada daha AKP ile MHP’nin üzerinde anlaştıkları bir metin yok ama AKP milletvekilleri harıl harıl Anayasa değişikliği teklifine imza atıyorlar.
Beyaz bir kâğıt bu. AK Parti adı da sanırım oradan ileri geliyor. Milletvekillerinin “beyaza imza atmaları” anlamında. Tabii bu AKP değil başka bir parti de olabilirdi. Bizde iktidar partisi milletvekillerinin beyaz kâğıtlara imza atıp kanun teklifi verdikleri ama verdikleri teklifin ne olduğunu bilmediklerinin örnekleri sayısız.
Böyle bir siyasi parti kültürünün olduğu ülkede, cumhurbaşkanı ya da başkanın hem yürütmenin hem de yasamanın başı olması kaçınılmaz. Başkan ayrıca yüksek yargının da yarısını bizzat seçecek. Oldu mu bir de yargının başı! Bunun da bir tek sonucu olur: Otoriter tek adam yönetimi.
MHP ile AKP görüşmelerinde Anayasa ile ilgili olmadığı için Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu gündeme gelmiyor. Cumhurbaşkanına bu kadar geniş yürütme yetkileri tanınırken bunun hiç gündeme gelmiyor olması ilginç. AKP bunu özellikle gündeme getirmiyor, çünkü TBMM’deki çoğunluğu ile kimseye danışmadan istediği kanunu çıkarabileceğini biliyor.
Peki bu MHP’nin neden aklına gelmiyor? Gelmiyor, çünkü Devlet Bahçeli “Küçük de olsa benim olsun” diye düşünüyor. AKP ile MHP el ele vermiş, Türkiye’yi bir tek adam rejimine götürüyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinden bağımsız bir durum bu. Cumhurbaşkanı kim seçilirse seçilsin, o tek adam Türkiye’yi keyfince yönetecek, olacak olan bu.
YURTLARDAKİ ÇOCUKLARA ANGARYA YAPTIRIYORLAR
ADANA Aladağ’da 11 çocuk ve 1 eğitmenin hayatlarını kaybettikleri yangından sağ olarak kurtulabilen çocuklardan ikisi, yangının çıktığını “bulaşık yıkarken” fark ettiklerini söyledi. Sabahın erken saatinde “eğitim için uyandırıldıklarını” da biliyoruz.
Demek ki eğitimin içinde sadece namaz ve dersler yok, ev işleri de varmış. Geçen gün Hürriyet’te yayınlanan İsmail Saymaz’ın haberine göre yine Süleymancılara ait Kütahya’daki bir yurtta, çocukların mutfakta çalıştırıldıklarını da öğrendik.
Yurtta kalan kardeşini ziyarete gelen 12 yaşında bir çocuk da mutfakta çalışmaya zorlanmış ve elini kıyma makinesine kaptırınca sağ kolu dirseğinden kesilmiş. Ortaya çıkıyor ki bu tür yurtlarda çocuklar aynı zamanda angaryaya da zorlanıyorlar ve yasalara aykırı olarak çalıştırılıyorlar.
Çok açık ki bu tür tarikat­cemaat yurtları tamamen denetimsiz ve başıboş şekilde faaliyet gösteriyorlar. Belli ki bu yurtları denetleyip çocukları koruması gereken makamlar görevlerinin gereklerini yerine getirmiyorlar. Bunun nedenini tahmin edebiliriz: Zamanında tıpkı Fetullahçılara yol verdikleri gibi diğer tarikat ve cemaatlere de aynı şeyleri yapıyorlar.
“Menzili maksuda farklı yollardan giden, namaz kılan insanlar” hoşgörüsü ile çocukların ne durumda olduklarını umursamıyorlar. Fakir insanların çaresizliklerinin, tarikatların insan kaynağı için kullanılmasını seyrediyor ve teşvik ediyorlar. Sonra da böyle facialar meydana gelince timsah gözyaşı bile dökmüyorlar.