Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Trafiğin suçlusu İstanbullular mı?

İSTANBUL dışında yaşayanların bu kentteki trafik sorununu kolayca algılayabilmeleri mümkün değil. Bu nedenle ne zaman İstanbul trafiğiyle ilgili bir şey yazsam bazı okuyucular tepki gösteriyorlar: “Türkiye, İstanbul’dan ibaret mi” diye.Ama günde normal şartlar altında 1 saate yakın bir süreyi trafikte geçiriyorsanız ve bazı günler bu süre 2-3 saati buluyorsa, bundan uzak durabilmek de mümkün değil.

İki gündür çevre yollarındaki kazaların neden olduğu trafik sıkışıklığı da böyle bir sonuç yarattı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, trafik sıkışıklığından kent halkını sorumlu tutuyor ve “Cep telefonundan yolların durumuna bakarak güzergáhınızı tayin ediniz” tavsiyesinde bulunuyor.

Bu kentte yaşayan sürücülerin gereksiz şerit değiştirmek, geçemeyeceği kavşağı bloke etmek, park edilmeyecek yollara ve kavşak içlerine park etmek, geçiş hakkına saygı duymamak gibi hataları, trafiğin kilitlenmesinin en önemli nedeni.

Bir de “merak duygusu” var tabii. Karşı şeritteki kazayı seyretmek!

Hasarlı trafik kazalarında, trafik polisini beklemeden bir tutanak tutup yolu açmak alışkanlığı da gelişmiş değil. Ya gazete okumayıp televizyon seyretmedikleri için kanunun değiştiğinden haberdar değiller ya da ellerinde telefonla yolu kapatıp saatlerce rapor tutacak trafik polisini beklemek hoşlarına gidiyor! Demek ki yeni uygulama ile ilgili olarak kamuoyu yeterince bilgilendirilmemiş.

Yani Topbaş bir bakıma haklı! Ancak bu tür sürücü hatalarını asgariye indirip trafiği rahatlatacak olanların, trafiğin akışını düzenlemekle görevli olanlar olduğu gerçeğini ihmal etmemek gerekiyor.

Sözünü ettiğim sürücü hatalarının hepsi trafik polisinin gözünün önünde oluyor ve bu hataları nedeniyle cezalandırılan kaç kişi var, çok merak ediyorum. Kaza yapan araçları hızla yoldan kaldırmak görevinin ihmal ediliyor olması da cabası.

Değerli bir entelektüeli yitirdik

MHP Milletvekili Gündüz Aktan, dün yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak aramızdan ayrıldı.

Gündüz Aktan’ı, Radikal Gazetesi’ni yayımlamaya hazırlandığımız günlerde İsmet Berkan aracılığıyla tanımıştım.

Siyasi görüşlerimiz arasında hiçbir benzerlik yoktu, ancak ona Radikal’de düzenli yazabileceği bir köşe vermekte tereddüt etmedim.

Sahip olduğu bilginin derinliğinden ve onu ifade etme yeteneğinden etkilendiğimi söylemeliyim.

Gerçekten önemli bir entelektüeldi. Dışişleri Bakanlığı’ndaki kariyeri boyunca da sanırım en çok bu özelliği ile öne çıkmıştı.

Milletvekili olmak için seçimlere girme kararını verdiğinde de önce böyle bir entelektüelin bizim siyaset dünyamızda kaybolup gideceğini düşünmüş ve üzülmüştüm.

Sonra da şöyle düşünmüştüm: TBMM çatısı altında böyle bilgili birisinin bulunması gerçekten çok önemli bir adım olacak.

Ne yazık ki önce ağır hastalığı, şimdi de erken kaybı Türkiye’nin Gündüz Aktan’dan istifade edebilmesine engel oldu.

Bu konudaki görüşlerinin bir bölümüne katılmıyor olsam da özellikle Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili olarak Türkiye’nin yararlanabileceği bir kişilikti.

Kolayca yetişmeyen değerli bir entelektüeli yitirdik, Allah rahmet eylesin!

Hayalleri olmayan çocuklar

DÜN gazeteler yine bir sürü can sıkıcı haberle doluydu. Artık alıştığımız türden haberler.

Ama bir tane haber vardı ki onu okurken moralim gerçekten çok bozuldu.

Sizin de moralinizi bozmak için yazmıyorum, bu konuda toplum olarak harekete geçmekte giderek gecikiyoruz ve sonuçları hiç iyi olmayacak.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hayal Ortakları Derneği isimli bir kuruluş, geçen yıl ortak bir çalışma başlatmışlar.

“Oku, düşün, paylaş” isimli bu proje, ilkokul çocuklarına özgür düşünmeyi ve düşündüklerini ifade edebilmeyi öğretmeyi amaçlıyor.

Birinci yılın sonunda ortaya çıkan tablo şu: İlkokul çocukları hayal kuramıyorlar!

Hayal kurmaları istendiğinde akıllarına sadece bazı meslekleri sıralamak geliyor!

Hayal kurmanın, bir hayale sahip olmanın en çok gerektiği bir yaştalar ve ufukları SBS’den iyi bir not almak ile sınırlı!

Çocuklarımızı test çözen yarış atları haline getirmiş olmamızın kaçınılmaz sonucu bu. Ve bedelini gelecekte ruhsuz, hayalsiz, sadece para kazanmaya odaklanmış bireylere sahip bir toplum olarak ödeyeceğimiz bir durum bu.

Eğitim sistemimizin gerçekten çok ciddi bir devrime ihtiyacı var.