Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türkçe: Türklere rağmen hálá yaşıyor!

TÜRKİYE’de cep telefonunuzdan bir Türk arkadaşınıza Türkçe kısa mesaj gönderirseniz, bunun normal mesajın iki katına faturalandığını biliyor muydunuz?

Ben bilmiyordum, dün Sabah’taki bir haberden öğrendim.

Gerçekten ilginç bir durum!

Kendi ülkesinde, kendi dilinden mesaj yazdığı için cezalandırılan bir halk!

Eğer mesajınızı İngilizce, Fransızca gibi Batı dillerinde yazarsanız hiç sorun yokmuş.

“Madem pahalı ödüyorum o halde mesajlarımı Latin alfabesi kullanmayan Çince, İbranice, Rusça ya da Arapça da yazabilirim” de diyebilirsiniz elbette.

Tabii, bu dillerden yazabilir misiniz, yazarsanız eşiniz-dostunuz bu yazdıklarınızı anlar mı, orasına kimse karışmıyor!

Gazetedeki haber GSM operatörlerinin 100 bin dolarlık bir ek yazılım kullanarak bu sorunu çözebileceğini de anlatıyor.

Bu ülkede Sanayi Bakanlığı’nın “Tüketiciyi Koruma Genel Müdürlüğü” var. Telekomünikasyon Kurumu var.

Bunların başkanları, genel müdürleri, uzmanları, memurları, sekreterleri, makam otomobilleri var.

Ama cep telefonu kullanıcılarının “kısa mesaj yoluyla dolandırılmaları” demek ki bunların ilgi alanına girmiyor!

Onlar işlerini yapmadıkları için kendi ülkemizde, kendi dilimizle kısa mesaj yolladığımız için hep birlikte kazıklanıyoruz!

Bazen etrafımda olup bitene bakıyorum ve şöyle düşünüyorum: Bu Türkçe ne kadar güçlü bir dilmiş ki, bizlere rağmen hálá varlığını sürdürebiliyor!

Gerçek amaç ortaya çıkıyor!

FORMULA 1 ödül töreninde yaşananlar nedeniyle kamuoyunun dikkatinden kaçan bir konu var.

Pazar gecesi, yarıştan sonra yarışa katılan ekipler ve pilotlardan bazıları Reina’ya gittiler.

O gece yarısı Reina polis tarafından “basıldı”.

Bunun üzerine Reina’nın açık bölümü kapatıldı ve konuklar kapalı bölüme davet edildi.

Ve çoğu da kalkıp gitti!

Reina ve Boğaz’daki diğer eğlence yerleri, gürültü kirliliği nedeniyle kapatıldıktan sonra müzik sistemlerinin seslerini kısmışlardı.

Reina bununla da yetinmemiş ve sahile gece yarısından sonra sesin dışarı çıkmaması için bir de “kadife perde” germişti.

Nitekim Çevre Müdürlüğü’nün kapatma kararından sonra yaptığı ölçümler, Reina, Sortie gibi eğlence yerlerinin gürültü kirliliği yaratmadığını da tespit etmişti.

Gürültü kirliliğinden yakınan sivil toplum kuruluşları ile bazı muhtarların “gürültü kesildiği için” Çevre Müdürlüğü’ne teşekkür ettiklerinin haberleri de gazetelerde yayımlanmıştı.

“Ben yazmıştım” gevezeliğinden pek hoşlanmam ama bu tür eğlence yerlerine karşı girişilen kampanyanın “gürültüyü önlemekten” daha çok “bu tür eğlenceyi Boğaz’da yasaklamak” amacı taşıdığını yazdığımı hatırlayacaksınız.

Son Reina baskını bu tespitimin doğruluğunu ortaya koyuyor.

Amaç gürültüyü önlemek değil, Boğaz’da eğlenceyi yasaklamak!

Yoksa turistik belgeli işletmelerin, içeride turistler eğlenirken polis zoruyla gece yarısı baskınlarıyla kapatılmasının başka ne anlamı olabilir?

Lübnan’a gidecek asker ne yapacak?

LÜBNAN’a Türk askerini “köprü, okul, yol yapsın” diye göndermek isteyenler, İsrail Dışişleri Bakanı’nın sözlerini bir kez daha okumalılar.

İsrail, Barış Gücü’nün Güney Lübnan’a tam olarak yerleşmesinden ve Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasından sonra ablukayı kaldırabileceğini açıkladı.

İsrail, bunu yerine getirme işini Barış Gücü’nden bekliyor.

İsrail, Barış Gücü’nün aynı zamanda Suriye sınırında da konuşlanmasını istiyor.

Die Zeit gazetesine demeç veren İsrail Dışişleri Bakanı Livni şöyle diyor: “Biz Barış Gücü’nü kuvvetli ve etkin olması kaydıyla kabul ediyoruz.”

Livni, hiçbir şey değişmezse, yani Hizbullah’ın silahsızlanması önlenmezse yeniden saldırmaya çekinmeyeceklerini de açıklıyor.

Bir kez daha ortaya çıkıyor ki Lübnan’da görev yapacak Barış Gücü’nün fonksiyonlarının ne olacağına ilişkin bölgede savaşan taraflar arasında bir mutabakat yok!

Böylesine bir belirsizliğin içine asker göndermek ne kadar doğru olur, bunu bir kez daha düşünmekte yarar var.

Hükümet anlaşmazlık bölgelerine Türk askerini göndermenin “büyük devlet olmanın bir gereği” olduğunu iddia ediyor.

Unutulan şu ki; sınırımızın hemen dibinde terörist bir çete yuvalanmış ve bununla mücadeleyi ABD’nin çabasına, Barzani’nin insafına terk etmiş bir devlet, nereye asker gönderirse göndersin “büyük” filan olamaz.