Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

“Yeni Türkiye” dedikleri “Eski İtalya” çıktı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bir “anonim şirket gibi” yönetilmesi gerektiğini söyledi.
Bunun için de “başkanlık sistemi” gerekiyormuş!
Böylece Erdoğan’ın kafasındaki “Türk tipi başkanlık sistemi” giderek daha netleşiyor, anlam kazanıyor.
“Otoriter tek adam yönetimi” diye tanımlıyorduk, buna bu açıklamasıyla bir de “corporatizm” (şirketçilik) eklendi ki Mussolini’nin Faşist İtalyası da işte tam da böyle bir devletti.
Zaten bunun ipuçlarını da yavaş yavaş alıyorduk.
“Güvenlik paketi” diye halka yutturulmaya çalışılan ama aslında bir polis devleti kurmayı amaçlayan kanunlar dizisine bakınca, bunun neyin hazırlığı olduğunu anlamıştık.
* Yargı, Başkan’a bağlanacak.
* Yürütme gücü Başkan’ın elinde olacak.
* Başkan, beğenmediği Meclis için yeniden seçim yaptıracak.
* Kanun gibi kararname çıkararak meclise ihtiyaç duymadan ülkeyi yönetecek.
* Devlete “corporatif” anlayış hakim olacak!
Böylece istediği gerçekleşirse, Türkiye de yüz yıl öncesinin İtalya’yasına dönecek.
“Yeni Türkiye” deyip duruyorlardı, meğerse hayallerindeki “Eski İtalya” imiş!
———————————
 
“Kart – kurt”a ne zaman döneceğiz?
 
Türkiye’yi hep eski Brezilya dizilerine benzetirim.
Olaylar gelişir, aylar geçer bir de bakmışsın, sanki dizi hiç başlamamış gibi aynı yere dönmüş.
Diziyi izlemeyi neresinden bırakırsan bırak, geri döndüğünde hiçbir şey kaybetmemiş olursun.
Cumhurbaşkanı’nın “kardeşim neyin eksik senin? Bir Kürt olarak sen bu ülkede Cumhurbaşkanı oldun mu, oldun. Başbakan çıkardın mı, çıkardın. Bakan çıkardın mı, çıkardın. Devletin en üst kademelerine yönetici gönderdin mi, gönderiyor musun, var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde var mısın, var” sözlerini okuyunca “hah” dedim, “yine başa dönüyoruz.”
Memleketin büyük bölümü genç olduğu, bir bölümü de bu işlerle hiç ilgili olmadığı için Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri “yeni gibi” gelebilir, hatta bazılarına “mantıklı” da gelebilir ama ne yeni, ne de mantıklı!
Otuzbinden fazla insanımızı kaybettik, sakat kalanların sayısı bile belli değil, milyar dolarları silaha, kurşuna yatırdık, gide gide vardığımız yer 1980’lerin sonları oldu!
Az gittik, uz ittik, dere tepe düz gittik, dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz!
Rahmetli Turgut Özal, Cumhurbaşkanı olduğunda duymuştum bunu: “Daha ne istiyorsunuz, bir Kürt Cumhurbaşkanı bile olabiliyor!”
“Madem Kürt sorunu” yok, bu “açılımdır”, “süreçtir” lafları nereden çıkıyor?
Neden Abdullah Öcalan, hapishaneden 10 maddelik müzakere listesi yolluyor ve bunlar Dolmabahçe’deki Başbakanlık ofisinde basın toplantıları ile ilan ediliyor?
Apo’ya “özel sekretarya” neden kuruluyor?
Yazık değil mi Sırrı Süreyya Önder’e? Gemiyle ada seferleri yapmaktan neredeyse “iskorbüt” hastalığına yakalanacak, eski denizciler gibi!
“Kürt sorunu yoktur” aşamasına geri döndüğümüze göre şimdi sırada “zaten Kürt de yoktur” olmalı.
Bunu 12 Eylülcüler icat etmişlerdi:
“Kürt dediklerimiz esasen dağ Türkleridir. Karda yürürken ‘kart – kurt’ diye ses çıkardıkları için bu isimle anılırlar!”
————————————–
 
Faşizmin alaca karanlığı
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Balıkesir gezisinden önce polis, 6 kişiyi gözaltına aldı.
Gözaltı gerekçesi de şu: Cumhurbaşkanı’nı protesto edebilirler!
Gözaltına alınan 6 kişinin, altısı da legal derneklerin üyeleri, yöneticileri.
Bir demokraside protesto gösterisi düzenlemek temel haklardan biri.
Gösteri şiddete dönüşmediği sürece engellenemez, düzenleyenler gözaltına alınamaz.
Hele “bunlar protesto gösterisi yapabilirler” diye insanların özgürlükleri hiç kısıtlanamaz.
Bununla ilgili bir dolu AİHM kararı var.
Mesela daha bu ayın başında, şiddete karışmadıkları halde protesto gösterisi sırasında gözaltına alınan 9 kişiye, Türkiye, 7’şer bin Euro tazminat ödemeye mahkum edildi.
Türkiye, her geçen gün daha fazla kanun dışı uygulamalara sahne oluyor ve bunu kanunları uygulamak ile yükümlü polisler, valiler, kaymakamlar yapıyor.
Siyasi partilerin propaganda faaliyetleri engelleniyor, insanlar protesto gösterisi yapacaklar gerekçesiyle gözaltına alınıyor, uyduruk “hakaret” davalarıyla insanlar sindirilmeye, baskı altına alınmaya çalışılıyor.
Seçimlere kadar baskının daha da artacağını tahmin etmek zor değil.
İstiyorlar ki muktedir canı ne istiyorsa öyle yapsın, buna karşı hiç kimse sesini çıkaramasın, çıkarmaya çalışanlar da pişman edilsin ki herkes sinip, sussun!
Bunun adı faşizmdir!
—————————————