Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

2007 için Galatasaray dersi

 Fenerbahçeli olduğumu bilen arkadaşlarım soruyorlar: Galatasaray Kız Basketbol Takımı’nın küme düşmesine sevindin mi?
Yanıtım şöyle: Hayır, sevinmedim. Tam tersine üzüldüm, gerçekten üzüldüm!
İki nedeni var üzüntümün.

Birincisi; eğer şike yaptığı için ceza olarak küme düşürülmediyse hiçbir takımın küme düşmesine sevinemem.
O kadar oyuncunun, teknik adamın, yöneticinin emeklerinin, az da olsa harcanan paraların boşa gitmesinden nasıl bir zevk alabilirim ki?
İkincisi, Türkiye’de sporun gelişmesi kim ne derse desin üç büyük kulübün çabalarıyla oldu.
Bunu söylerken elbette Yüzme İhtisas gibi, TED gibi, Sipahi Ocağı gibi belli bir spora yönelmiş kulüplerin çabalarını ve üç büyük kulüp dışındaki kulüplerin emeklerini gözardı etmiyorum.
Ancak şunu kabul etmek gerekir ki bu üç büyük kulüp arasındaki rekabet olmasaydı Türkiye’de ne futbol gelişebilirdi, ne basketbol, ne de başka bir takım sporu…
Bu nedenle Galatasaray Kız Basketbol Takımı’nın küme düşmesini gerçek bir kayıp olarak görüyorum.

Olumlu etkiler
Öte yandan Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının sevincine, Galatasaray taraftarlarının sessiz üzüntülerine bakınca bunun kız basketbolu için yepyeni bir atılımın başlangıcı haline getirilebileceğini de düşünüyorum.
Galatasaray’ın gelecek sezon bir daha böyle şeyler yaşanmaması için daha çok çaba gösterebileceğini ve bunun Fenerbahçe ile Beşiktaş’ı da olumlu etkileyebileceğini ümit ediyorum.
Galatasaray’ın başına gelenlerin, kulübün kuruluşunun yüzüncü yıldönümüne rastlaması ise üzerinde durulması gereken bir başka konu.
Böylece Fenerbahçe’nin 2007 yılındaki hedeflerinin ne olması gerektiği de açıkça ortaya çıkıyor.
Kulüp yönetiminin ve taraftarların bütün dikkatlerinin sadece futbolda başarıya yönelmiş olmasının ne kadar yanlış olduğunu da böylece görmüş olduk.
Evet futbol bu ülkenin “birinci” sporu haline geldi, ama unutmamak gerekiyor ki futboldan başka sporlar da var ve büyük kulüpler bunu görmezden gelemezler.
Aziz Yıldırım ve yönetiminin 2007’de tüm branşlarda şampiyon olma hedefiyle bugünden kolları sıvadıklarını biliyoruz.
Hedefe ulaşabilirler veya ulaşamazlar. Bu önemli değil.. Kazanmak kadar kaybetmek de doğal ve sporun doğasının içinde var.
Önemli olan hedefin böyle ortaya konulmuş olmasıdır. Ve bunun Türk sporunun geleceği için ne kadar etkili bir proje olacağını biraz sabredersek hepimiz görebileceğiz..

Galatasaray’ın 100. Yıl forması

Biliyorum yine bazıları çok kızacaklar, ama ne yapayım ki söylemek zorundayım: Galatasaray’ın 100. yıl için özel olarak hazırlanan formalarını beğenmedim.
Bir Galatasaraylı olsam şunları sormak isterdim:
Kulübün en değerli varlığı olan ambleminin üzerinde sponsorun logosunun ne işi var ? Kulübün kurucularının resimlerinin üzerine sponsor amblemi basmak kimin aklına geldi, tarihe saygımız hiç yok mu? Kulübün armasının üzerine işlenmiş yıllar ne anlama geliyor ? Beşiktaş, 100. yıl formasına, yüz yılda gelmiş geçmiş bütün sporcuların adını yazmıştı, bizimkilerin sadece aradan geçen yılları yazmasının anlamı ne?
Allah’tan Galatasaraylı değilim ve bu soruları kimseye sormam gerekmiyor.

Bir portre
Ermeniler Hasan Şaş’ı neden seviyor?
Türkiye ve Ermenistan’da aynı anda yapılan bir ankette ilginç bir sonuç var: Ermeniler’in tanıdıklarını söyledikleri Türkler listesinde bir tek sporcu var: Hasan Şaş.
Buna hiç şaşırmadım.
Dünya Kupası’nın ardından gittiğim bütün ülkelerde Hasan Şaş sevilen bir sporcu kimliği olarak karşıma çıktı hep..
Fas’tan tutun da Kırgızistan’a kadar geniş bir coğrafya…
Dünyanın fakir halkları (tıpkı bizim gibi) uluslararası organizasyonlarda hep kendilerine benzeyen ülkelerin takımlarını tutarlar.
Bizim de vaktiyle Cezayir’in, Nijerya’nın, Kamerun’un başarılarına ne kadar sevindiğimizi hatırlayalım..
Bu, dünyanın ezilmişlerinin, dünyanın bugünkü hakimlerine karşı kazandığı bir zafer gibi algılanır hep..
Öyle görünüyor ki Hasan Şaş, Dünya Kupası açılış maçımızdaki golünü sadece Türkiye adına atmamış..
Dünyanın tüm ezilenleri adına da atmış!

Bir soru
Hazırlık maçı neden yapılır?
Milli Takım’ın Arnavutluk maçından sonra yapılan yorumlar takımın organize bir oyun oynamadığı noktasında birleşti.
Bu yazı yazıldığı sırada henüz Gürcistan maçı oynanmamıştı, ama doğrusunu isterseniz Arnavutluk maçından daha farklı bir oyun da beklemiyorum.
Başta Ersun Yanal olmak üzere birçok kişi yeni kurulan bu takımın zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Şunu sormak istiyorum: Bu alışma sürecinin mutlaka grup maçları sırasında mı geçirilmesi gerekiyor?