Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türkiye ABD'siz yapabilir mi?

 Amerika’nın Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) eski “ulusal istihbarat başkan yardımcısı” Graham E. Fuller, Los Angeles Times’ta yazdığı bir makalede, Amerika ile Türkiye arasındaki krizi değerlendiriyor.

Fuller’in soruna bakışı, son aylarda Amerikan basınında aynı konuda yazılan yazılarla tezat oluşturuyor.
Şöyle bir bölüm var yazıda: “Nüfusunun büyük bölümü savaşa tümüyle karşı olan Arap dünyası, kendi seçilmemiş diktatörleri Washington’un korkusuyla ayak sürürken, Türkiye demokrasisinin savaş karşıtı oylamayı savunduğuna ve meşrulaştırdığına tanık oldu. Bu, demokratik kurumların meşrulaştırıcı gücüne ilişkin olarak Arap dünyasına verilen çok güçlü bir dersti. Bush yönetimi Türkiye’nin destek vermemesine kızmış olabilir, fakat dürüst bir demokratik süreç içinde meclis kararı alan bir ülkeyi cezalandırması da mümkün değildir.” (Merak edenler 17 Temmuz tarihli Radikal’de bu makalenin Türkçe çevirsini bulabilirler.)

ABD yanlış yolda
Türkiye’nin, baskıcı rejimlerin egemen olduğu Ortadoğu için bir “rol modeli” olması gerektiği, sadece Batı dünyasında değil, ülkemizde de genel kabul gören bir görüş.
Nitekim, Türkiye’nin Irak’taki savaşta ABD askerlerine topraklarını kullandırma izni veren tezkereyi meclisinde reddetmesinin Arap dünyasında yarattığı olumlu yankıları hep birlikte izledik.
Benim düşüncem şu ki, tezkerenin reddi, aradan geçen zaman içinde Türk halkının da kendi rejimine olan güvenini artırdı. Oylamadan önce tezkerenin geçmesinden yana olanların önemli bir bölümü de Türkiye’nin bağımsız bir kimlik sergileyebilmesinden gurur duydular. Yabancı gazetelerde pazarlıkçı çirkin bezirgân tiplemelerinin resmedildiği karikatürlerle kırılan ulusal gurur, bu oylamanın sonucu ile yeniden ayağa kalkabildi. Bu bir gerçek..
Amerika’nın Türkiye’deki bu yeni “ruh iklimini” iyi değerlendiremediği, gerek Süleymaniye baskınında ve gerekse ardından gelişen diplomatik trafikte sergilenen tavırla ortaya çıkıyor.

‘Doğu’ sadece fantezi
Bush yönetiminin tutumunun değişmemesi, önümüzdeki günlerde Türkiye’nin yeni bir tartışmayı da kendi kendine yapmaya başlamasını zorunlu hale getirecek.
“Türkiye, yoluna ABD olmadan devam edebilir mi?”
Şimdi günün sorusu budur.
Avrupa Birliği ya da Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle kurulacak yeni bölgesel ittifaklar, Türkiye’nin en eski müttefiki ile yolunu ayırması sonucunu yaratabilir mi?
Türkiye’nin temel tercihinin ta Tanzimat’tan beri Batı uygarlığının bir parçası olmak şeklinde olduğunu biliyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yeniden şekillenen dünyada da Türkiye tercihini Batı demokrasisinden yana kullandı.

‘Karşılıklı eşitlik’
Bu yüzden “yeni bir dünya kurulur” ve Türkiye de Rusya, Çin gibi ülkelerle yeni ittifaklar kurabilir görüşünün bir fanteziden öte değer taşımadığını düşünüyorum.
Avrupa Birliği üyeliği ve ABD ile ilişkilerin yeniden eski sıcak düzeyine getirilmesi çabası, Türkiye’nin yine birinci önceliği olacak. Buna kuşku yok.
Sorun, bu ilişkinin “eşitler arasında” bir ilişki olabilmesini sağlayabilmemizdedir.
Bağımsız devletler arasındaki ilişkilerde esas olan budur: Karşılıklı eşitlik!
Karşılıklı çıkarların korunmasına dayalı, ulusal egemenlik haklarına tam bir saygı gerektiren eşit ilişki..
Türkiye’nin temel tercihi bu olmalıdır.