Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Arafat'ın belindeki İsrail silahı

 G eçen gün kuşatma altındaki Arafat’ın karargâhında çekilmiş bir fotoğraf yayımlandı gazetelerde.

Arafat resmi giysileri içinde masasında oturmuş önündeki kağıda bir şeyler yazıyor. Masanın üzerinde, kahverengi deri bir kılıfın içinde “tabancası” duruyor. Artık buna ne kadar tabanca denirse… Biz Türkiye’de tabanca diyoruz ama aslında “hafif makineli tüfek” sınıfına da rahatlıkla sokabiliriz. Epeyce uzun bir şarjörü var. Belli ki tetiğe dokununca en az 50 tane kurşunu karşısındakilere püskürtecek bir ölüm makinesi…
Arafat’ın silahının markası Uzi. Yakın çarpışma silahı. Suikastçilerin özellikle tercih ettikleri bir silah olarak biliniyor. İsrail yapımı.
İsrail tankları ve askerleriyle kuşatılmış, bir odaya kıstırılmış çaresiz bir liderin masasının üzerinde kendisini korumak için tuttuğu silahın yine bir İsrail yapımı olması dikkatimi çekti.

Oysa ki savaş hep vardı…
Silah tüccarlarının, silah sanayiinin sınır tanımadığının bir yeni örneği olarak orada, masanın üzerinde sessizce duruyor.
İsrail’in “en büyük düşmanım” dediği insanın elinde, yine İsrail’de yapılmış bir silah…
Belli ki Filistin’de sıkılan her kurşun, atılan her bomba bir yerlerdeki kağıtların üzerine “kâr patlaması” olarak yazılıyor.
Bizler sadece sesini duyuyoruz bu patlamaların… Dolar şıkırtılarını (hışırtılarını mı demeliydim?) duyanlarsa hep aynı insanlar.
Yıllardır Filistin’in değişik kentlerinden gelen cenaze töreni görüntülerine o kadar alıştık ki, Filistin’de sanki savaş yeni başlamış gibi düşünüyoruz.
Babasının kucağında kurşunlanan çocuğun görüntülerini nasıl da çabuk unutmuşuz?
Bütün bunları unutunca, ilk bakışta kimin haklı, kimin haksız olduğunu da karıştırıyor insan.
Evet, İsrail’de aylardır süren “canlı bomba” terörü de tıpkı Filistin’de olduğu gibi birçok masum insanın canına mal oldu.

Kibritin diğer ucunda…
Ne zaman, nereden geleceği ve kimi vuracağı bilinmeyen kör bir terörün kurbanlarının acısını da en az Filistinli kurbanların acıları kadar içimizde duymalıyız.
Benzeri terör eylemlerinden çok canı yanmış bir halkın bireyleri olarak İsrail’in tepkisinde birçok haklı yön bulabiliriz.
Ama bu ateşi yakan kibritin bir ucundan İsrail’in tuttuğu gerçeğini görmemizi de engellememeli bu durum.

Ateş gittikçe büyüyor
El Kudüs gazetesi yazarı Dr. Said Şihabi şöyle yazıyor:
“Filistin trajedisi Arap ve İslam tepki literatürünün bir parçası oldu. 15 aydır süren günübirlik kurban görüntüleri Filistin sokaklarında yeni bir kültür geliştirdi: Arap aklını adabınca yeniden biçimlendirip işgalci güce kendini feda ederek karşılık vermek. Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail’e karşı direniş silahı şehitlikti. Zafer böyle kazanıldı. 2000 yılında İntifada’nın patlak vermesinden bu yana Filistin direniş hareketlerinin ‘şehitlik’ ve ‘kendini feda kültürü’ Hizbullah’a yaklaştı. Böylelikle Filistin davası, işgalciye direnmek ve işgalcinin askeri üstünlüğüyle Arap aczi arasındaki gediği kapatmak için ‘şehitlik’ ve ‘kendini feda’ kültüründen destek alan bir sürece girdi.”
Sabra ve Şatila katliamlarıyla kirlenmiş bir siyasetçinin elinde İsrail, hiçbir şekilde söndüremeyeceği bir ateşin içine kendini atmış bulunuyor.