Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ecele sitemin tam zamanıdır!

  Son günlerde gazetedeki bazı arkadaşlarda “tatlı bir telaş” var… Bugün hepbirlikte “Müslüm Baba”nın Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konserine gidecekler…

Bu salt “fantezi olsun diye” gidilen bir konser değil onlar için. İstanbul’da bir süredir birçok “mürekkep yalamış” insan Müslüm Gürses’i yeniden keşfetmiş durumda. Aralarında çoğunu yakından tanıdığım gazeteciler, reklamcılar, saygın sanatçılar da var.
Müslüm Gürses’in varlığından ilk kez Gülhane’deki bir konserinden sonra haberim olmuştu… On yıl kadar oluyor. O konserden çekilmiş çarpıcı fotoğraflar Hürriyet’te yayımlanmıştı.

Dehşet verici fotoğraf
Hala aklımda: Hayranlarının tabiriyle “Müslüm Baba” sahnede beyaz bir takım elbise içindeydi.. Yüzünde hiç değişmeyen acılı ifadesi, pala bıyıkları ve hafif yana yatmış başıyla izleyicilerine doğru bakıyordu. Bakışlarında bir derinlik yoktu. “Boş boş bakıyordu” denilebilecek bir bakıştı bu…
Hemen yanındaki ikinci fotoğrafta gömleklerini parçalamış, beyaz atlet fanilaları içinde tümü genç erkeklerden oluşan kalabalık bir izleyici kitlesi görünüyordu. Bazı izleyicilerin göğüslerinde, resim altındaki yazıdan anladığım kadarıyla jiletle yapılmış izler vardı… Dehşet verici bir fotoğraftı…

Siyah ile beyaz…
O fotoğrafta gördüğüm yüzlerle, bugünkü konsere gidecekler arasında siyah ile beyaz kadar fark var. Zaten konser de Gülhane’de değil, Açıkhava’da… Müslüm Baba’ya bir fetişçesine tapan kitle için ulaşılması zor bir mekan bu… Ama eminim buna rağmen bu akşam bu birbirleriyle hiçbir alışverişi olmayacak iki ayrı hayran kitlesi bir arada Müslüm Baba’nın şarkılarını dinleyecekler…

Ne değişti?
On yılda ne değişti ki, Müslüm Baba, aydınların da izlemek için heyecanlandıkları bir “kült”e dönüştü? Bu sadece basit bir pazarlama numarasının sonucu olabilir mi? Yoksa, kentlileşen Türk toplumunun ve bazı aydınların tarihin bu döneminde Müslüm Baba’da buldukları başka bir şey mi var? Bunu sadece “lumpenleşme” ile açıklamak kolaycı bir yaklaşım olmaz mı?
Bunu gerçekten merak ediyorum. Bir gazete yazısının sınırları içinde kalarak bu olayı çözümleyebilecek bir fikir jimnastiği yapmak kolay değil. Eminim, popüler kültür ile uğraşan bilim adamlarımızın bu konuda söyleyebilecekleri çok fazla şey olacaktır.
Dün sabah Müslüm Baba’nın iki CD’sini aldım, dedim ya merak ediyorum…

Paramparçaaa….
Birisi “Paramparça” adını taşıyor. Üzerinde Müslüm Baba’yı ilk gördüğüm fotoğraftakine benzer bir pozu var. Yine beyaz takım elbise içinde… Gözlerinin altı torbalanmış, bıyıkları eski ihtişamında, yüzündeki çizgiler daha belirgin… Acılı bir bakış bütün bu görüntüyü yerli yerine oturtuyor insanın kafasında…
Şarkıyı daha önce Teoman’dan dinlemiştim. Bir rock şarkısıydı.. Aynı şarkının Müslüm Baba yorumu ise biraz arabesk, biraz fantezi tadlar taşıyordu, ama aynı şarkıydı işte… Teoman söylerken gözümün önünde hayatın savurduğu bir kentli genç canlanıyordu, Müslüm Baba söylerken sıfırı tüketmiş bir varoş delikanlısı…
“Bugün benim doğum günüm / Hem sarhoşum hem yastayım / Bir bar taburesi üstünde / Babamın öldüğü yaştayım / Bugün benim doğum günüm / Kelimeler büyüyor ağzımda / Bildiğim bütün hayatlar / paramparça…”
Bir de bunu dinleyin: “Gözlerim gülmeyi çoktan unuttu / Ecele sitemin tam zamanıdır / Yaradan canımı neden almıyor / Ecele sitemin tam zamanıdır..”

Unutmayı bilmek gerek
Şarkıların tümünü dinlediğimde aklımda sadece şu düşünce kaldı: Bunlar unutuşun, unutulmuşluğun şarkıları..
Marc Auge’nin yazdığı şu satırları hatırladım: “İçinde bulunulan zamanın, şu anın ve bekleyişin tadına varmak için unutmayı bilmek gerekir…” (Marc Auge, Unutma Biçimleri, Om Yayınları, Çeviren: Mehmet Sert.)
Acaba Müslüm Baba’nın bu ikinci doğuşunun nedeni hepimizin artık bir şeyleri unutmayı çok istememiz mi diye düşündüm…
Sonra Ünsal Oskay’ın yazdıklarını okudum: “..yalnızca müzikte değil, diğer sanat formlarında da kitle iletişim araçlarının ve hayatın bugünkü yaşanma tarzını oluşturan gösterişçi, hiyerarşik, eşitsizlikçi ve araçsallaştırılmış insan ilişkilerinin, sanat ürünlerinin tüketimine sanatdışı işlevler yükleyebilmesinin etkileri unutulmamalı. Bu durum sanat ürünlerinin tüketiminin bir anlamda fetişizme dönüşmesine yol açabildiği gibi müzikte alışılmış dinleme biçimlerinin toplumda yaygınlaşmasına neden olabiliyor.” (Ünsal Oskay, Tek Kişilik Haçlı Seferleri, İnkılap Yayınevi.)
Çok uzattım, farkındayım. Bugün Müslüm Baba, Açıkahava’da Türk aydınlarıyla buluşuyor…