Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Gençler, doğmamış çocuğunuzu düşünün!

 O gün Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Büyük Anfi’sini tıklım tıklım dolduran öğrencilerden bir tanesi de bendim.
Otuz bir yıla ulaşan bir geçmişten söz ediyorum.

Aradan bunca yıl geçtikten sonra, önceki gece yarısı Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nin Fethiye Kampusu’ndeki büyük salonu dolduran öğrencilerden de dış görünüş itibariyle hiçbir farkımız yoktu.
Simsiyah bıyıklarım, “Blues Brothers” tarzı kapkara gözlüklerim, “denizde beyazlatılmış” kot pantolonum ve kazağımla zaman tünelinden geçip Fethiye’deki salona girsem, kimse “Bu da nereden çıktı?” demezdi.
Perşembe gecesi Fethiye’deki salonda olup da 31 yıl öncesini SBF Anfisi’nde yaşamış iki kişiydik.
Aradan geçen yıllar beni Milliyet’in yöneticisi yapmıştı, “Latif” Şener’i Başbakan Yardımcısı..

O ‘çığlık’ kulaklarımda
31 yıl önceki o gün Mekteb – i Mülkiye’nin kuruluş yıldönümü kutlanıyordu.
Yeni Başbakan Prof. Dr. Sadi Irmak, yanında bir bölümü bir ay öncesine kadar hocamız da olan bakanlarıyla birlikte Büyük Anfi’deydi..
Hep olduğu gibi “kutlama” Ankara Konservatuvarı Korosu’nun söylediği Mülkiye Marşı ile başladı:
“Başka bir aşk istemez / Aşkınla çarpar kalbimiz / Ey vatan gözyaşların dinsin / Yetiştik çünkü biz!”
Sonra kürsüye Sadi Irmak çıktı.. Mülkiye Marşı’nı hep bir ağızdan söylemiş olmanın verdiği coşkuyla ilk sözü “Türk çocukları” oldu…
Bunlar aynı zamanda son sözleriydi de..
Anfinin arka sıralarından birinden yükselen gür bir ses, “Burada Kürt çocukları da var!” diye bağırmıştı.
Bu çığlık saniyeler içinde dalga dalga yayılmış, Kürtlükle, Kürtçülükle hiç ilgisi olmayanların da katıldığı büyük bir protestoya dönüşmüştü.
Protesto durmak bilmeyince başbakan ve bakanlar apar topar okulu terk etmek zorunda kalmışlardı.

30 yılda çok şey değişti
Perşembe gecesi Uludağ Üniversitesi salonunda bir bölüm öğrencinin hiç hoşuna gitmeyen şeyleri anlatırken aklımda o günkü sahne vardı.
Güngör Uras, Hasan Cemal ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile birlikte Abbas Güçlü’nün Genç Bakış programında öğrencilerin sorularına yanıt yetiştirmeye çalışırken aradan geçen otuz yılın bizlere ne kadar çok şey kazandırdığını bir kez daha görme fırsatı buldum.
Üniversite çatısı altında farklı görüşleri konuşabilmenin, aynı fikirleri paylaşmasak bile medeni bir ortamda tartışmanın keyfini yaşadım.
Sadece birlikte yaşadığımız bu küçük deneyim bile demokratik tartışma kültürünün artık kolay kolay kazınamayacak şekilde içimize işlediğini gösteriyor.
31 yıl önce Sadi Irmak sözlerini tamamlama fırsatı bulabilseydi ne diyecekti? Bunu hâlâ merak ediyorum.. Ama yanıtını hiçbir zaman bulamayacağım bir merak olarak benimle birlikte mezara gidecek..

Umarım beni dinlerler
Perşembe gecesi konuşmamın bir bölümünde bunu da hatırlayarak bir özeleştiri de yaptım.
Eğer bizler öğrenci olduğumuz yıllarda büyük memleket ve dünya sorunlarıyla ilgilendiğimiz kadar akademik sorunlarla da ilgilenebilseydik, bugün hiç kuşkum yok ki üniversitelerimizin akademik yaşantısı daha farklı olacaktı.
Daha iyi bir eğitim düzeni, daha iyi yurt, yemek ve burs koşulları…
Bizim ihmalimizin sonuçlarını bugün üniversite öğrencileri yaşıyor.
Onlara da bunu söyledim: Henüz doğmamış çocuklarınız için enerjinizin ve ilginizin bir bölümünü de akademik konuları düşünmeye, konuşmaya, tartışmaya ayırın…
Biliyorum ki, bu o yaştaki gençler için çok popüler bir konu değil.. Eğlenceli hiç değil..
Ama belki zamanında onlarla aynı şeyleri yaşamış bir ağabeylerinin sözlerine kulak verirler diye ümit etmek istiyorum..