Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Üzeri tozlu bir mücevher

 Doğan Yayın Holding’in her ay değişik bir kentimizde düzenlediği “Anadolu’daki Avrupa” toplantılarının sonuncusu için çarşamba günü Şanlıurfa’daydım.
Üç yıllık bir aradan sonra ikinci kez gittiğim Şanlıurfa, bende bir kez daha aynı duyguların uyanmasına yol açtı:

Neresinden bakarsanız bakın 11 bin yıla varan bir tarihin çerçevelediği kutsal bir atmosfer.. Ve sahip olduğu muazzam tarihi ve kültürel değerlere rağmen bir türlü kabuğunu kırmayı başaramamış fakir bir kent..
Şehrin sokaklarında dolaşırken kendinizi Kalküta’nın fakir arka mahallelerinde de zannedebilirsiniz, uçakla yaklaşırken gördüğünüz uçsuz bucaksız tarım arazileri ve baraj gölleriyle çevrelenmiş çok zengin bir yere geldiğinizi de düşünebilirsiniz..
Ve işin ilginci, her ikisi de bir yanılsama olmaz..

Peygamberler kenti
Bunlar çıplak ve acımasız bir gerçek olarak girdiğiniz her sokakta, oturduğunuz her kahvehanede yüzünüze çarpar ve neden böyle olduğunu düşünür, yanıtını da kolay kolay bulamazsınız.
Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası’nın Başkanı İsmail Demirkol, sadece Doğululara özgü bir sakinlik ve zarafet içinde birkaç hafta önce Suriye’de tanık olduğu bir sohbeti aktarıyor:
Bir iş için Halep’e giden Demirkol, orada Suriyeli iki kaymakam ile aynı ortamda bulunmuş. Kaymakamlar Demirkol’a, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ne kadar heyecan duyduklarını anlatmışlar. “Siz AB’ye girerseniz biz de AB’ye komşu olacağız, medeniyet sınırlarımıza kadar gelecek ve bizim ülkemizin halkı da bundan çok yararlanacak” demişler..
Suriyeli kaymakamların heyecanını Şanlıurfa’da konuştuğunuz herkeste hissetmeniz, hatta elinizle tutabilmeniz bile mümkün gibi görünüyor.
Üç semavi dinin de kutsal kabul ettiği bir kent Şanlıurfa.. Hatta daha ötesi dünyadaki en eski ilkel dinlerin, paganizmin de önemli bir merkezi.
Bilinen en genel tanımıyla bir “peygamberler kenti”..

Turist çekemiyor
Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı yerde yapılan cami ve Balıklıgöl, her biri bambaşka bir mimari çizgiyi taşıyan onlarca cami ve minare, nasılsa hâlâ korunabilmiş kent merkezindeki olağanüstü mimariyle Şanlıurfa, sadece turizmle bile kaderini değiştirip zengin bir kent olabilirdi diye düşünüyor insan.
İki saat uzaklıktaki Gaziantep’in çok daha az olanaklara rağmen nasıl olup da bu kadar gelişebildiği ve Şanlıurfa’nın nasıl olup da bu denli fakir kalabildiği de yanıtlanması gereken ayrı bir soru belki de..
Acaba iki kent arasındaki bugünkü büyük farkı yaratan şey, sadece kendisine ve yaptığı işe güvenen “girişimci”lerden mi kaynaklanıyor?
Sahip olduğu bunca tarihi esere ve kültürel zenginliğe rağmen Şanlıurfa’nın bir Marakeş kadar bile turist çekemiyor olmasını nasıl izah etmeliyiz?
Bırakın yabancı turistleri, yerli turistler bile Şanlıurfa’nın nasıl bir mücevher olduğunun farkında bile değil..
Ve bütün bunları insanlara hatırlatmak için milyar dolarlık bütçeler de gerekmediğine inanıyorum.

Sermaye birikimi yok
Toplantı vesilesiyle tanışıp konuştuğum herkeste büyük bir iş yapma isteği ve heyecanı gördüm. Özellikle de gençlerde..
Bütün mesele Şanlıurfa’da bugüne kadar bu canlılığı harekete geçirecek bir sermaye birikiminin olmaması gibi görünüyor.
Orada bir birikim olmadığına göre sorun iş yapmak isteyenleri, özellikle de turizm yatırımcılarını Şanlıurfa’ya çekebilmekte..
Mevcut teşvik sistemiyle bu sorun bugüne kadar çözülemediğine göre yeni bir yöntem geliştirmek gerekiyor belki de..
Şanlıurfa değerlendirilmeyi bekleyen, üzeri tozlu bir değerli taş gibi orada duruyor ve hep birlikte bunu seyretmekle yetiniyoruz.