Bilgisayarımın ekranındaki fotoğrafta iki genç insan yüzü görünüyor. Arkalarında Ankara Kalesi’nin bir parçası olduğunu tahmin ettiğim oldukça eski bir duvar var.. Uzakta incecik bir cami minaresi göğe doğru uzanmış, fotoğrafı...
Çalışma yaşamım boyunca ne kadar oda değiştirmek zorunda kaldığımı hatırlamıyorum. Kaba bir hesapla yirmiye yakın olmalı.. Demek ki her 18 ayda bir oda! Perşembe günü de Doğan Medya Center’daki altıncı...
Devlet büyüklerinin, siyasi yöneticilerin “meslek yaşamları”nda yaptıkları konuşmaları, verdikleri demeçleri, söyleşileri toplayan kitaplar yapma âdetini hangi ülkeden aldığımızı bilmiyorum.
Bir kahvehane sohbetinde “taş” oynayanlardan birinin, “Hükümet hortumlarını kestiği için basın çılgına döndü” yorumu yapmasında yadırganacak bir şey olmaz.. Aynı şekilde bu sözleri bir ev kadını “altın gününde”, bir futbol...
Dün Milliyet’in ilk baskılarını hazırlamak üzere öğlen saatlerinde yazıişlerinde toplandığımızda her gün olduğu gibi birçok değişik haber içinden zor bir seçim yapmamız gerekti.
Yeni Türk Ceza Kanunu 1 Nisan’da yürürlüğe girecek. Yeni kanunda “basın özgürlüğü”nü ciddi olarak zedeleyecek hususların bulunduğu, geçtiğimiz hafta sonunda Basın Konseyi’nce düzenlenen bir toplantıda tartışıldı.
Gustave Flaubert’in bir sözünü not etmişim. Rahmetli Adnan Berk, bir yazısının girişinde kullanmış bunu. Şöyle diyor: “Olgunlaşmamış bir cümleyi alelacele söylemektense, it gibi gebereyim daha iyi!..”
İçinde ne tür konulardan söz edildiğini anlamak için hızla çevirdiğim kitabın sayfalarından fırlayan bir başlık, dikkatimin o bölüme yoğunlaşmasına yol açtı. Başlık şöyleydi: “Kadınlar neden daha çok konuşur?”
Her gün dünyanın dört bir yanında binlerce olay oluyor. Bunların bir bölümünü gazetelerinizden okuyorsunuz, bazılarını televizyonlarınızdan seyrediyorsunuz.