Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ex nihilo (Hiçten hiçbir şey çıkmaz)

Plastik sanatlarda ve edebiyatta minimalistleri daha çok severim. (Müzikte ise tam tersini düşünüyorum. Ama konumuz bu değil.)

Bunun sebebi, ne diyeceklerse onu açıkça ve kestirmeden söylemeleridir. Anlatmak istedik­lerini biçimciliğin labirentlerinde kaybolmadan yazıp-çizmelerini beğenirim. Yazarken de “minimalist” dav­ranmaya çalışırım.

Yazımın başlığı olan latince deyimi de işte bu yüzden çok severim.

Bir tek kelimenin, üzerine sayfalar dolusu yazılabilecek bir konuyu açıklaması ve telaffuzundaki büyülü mü­zik beni hep etkilemiştir .

Sizler de izleyebildiniz mi bilemi­yorum. Bir avukat geçenlerde 17 yıl­lık eşinden ayrılmak için mahkemeye başvurdu.

Bu boşanma davasını binlerce benzerinden ayıran en önemli husus ise avukatın eşi olan hanımın geçirdiği bir trafik kazası nedeniyle 2 yıldır felç olmasıydı.

Hürriyet, şimdi bu olayla ilgili bir tartışma başlatmış. Okuyuculara “siz olsanız ne yapardınız” diye soruyor. Dizinin başlığı ise biraz fazla id­dialı: Bir aşk ahlakı tartışması.

Dizinin başlığını okuyunca dilim­den “ex nihilo” sözcükleri döküldü. Son derece bireysel ve özel bir olaydan, nasıl olup da “aşk ahlakı” üzeri­ne genellemeler çıkarılabileceğini an­layamadım.

Hatta daha da ileri giderek, “aşk” ile “acıma” duygusunun birbirine karıştırılmasından da dehşete kapıldığı­mı söylemeliyim.

Sevgi, öbür yalancı biçimleri olan şehvetten ve tutkudan nasıl apayrı bir şeyse, “şefkat’ten de o kadar ayrı bir dünyaya tekabül eder.

Tutku nasıl ki sevginin en yüce noktasını göstermezse, şefkat de sevginin (ya da aşkın diyebiliriz, ama ben hep sevgiyi kullanmayı tercih ediyorum) şu veya bu aşamasına denk gelmez.

Sevginin, şefkat olarak tezahürün­de söz konusu olan şey, sadakat, bağlanma duygusu ve genel olarak sevecenlik diyebileceğimiz duygular­dır. Asla büyü ve teslim olmayı içermez.

Birbirlerine şefkatle bağlı olan çift­ler birbirleri içinde erimezler. Evet, ona sadıktırlar, bağlanmışlardır an­cak her biri sonuç olarak kendi içine gömülmüş olarak yaşar. Öbürü için kendinden geçme yoktur. Çiftler bir­birlerine yumuşaklık, düşüncelilik, esirgeme, koruma duyguları ile bağlı­dırlar.

Burada bir ara verip çıkış noktamıza geri dönelim.

Olayın kahramanlarının anlattıklarından çıkardığım kadarıyla ortada “aşk”tan söz etmemizi gerektiren bir durum yok, zaten daha önce de hiç olmamış.

Bu olaya bakıp “aşk ahlakı” çıkar­saması yapmak pek de mümkün görünmüyor.

Demek ki, Hürriyet’in önce sordu­ğu soruyu değiştirmesi gerek.

Boşanmak için mahkemeye giden erkeğin anlattıklarından, yukarıda ta­rif ettiğim bir “şefkat birliği” ile karşı karşıya olduğumuzu çıkarıyorum.

Çünkü çiftin ilişkileri uzun süredir bozukmuş. Evlilik bağını ayakta tutan tek gerekçe çok uzun yıllar süresince “çocuklarımız büyüsün” olmuş. So­nunda çocukların büyümesiyle, trafik kazası bir araya gelince de işte böyle gazetelerin dillerine düşmüşler.

Erkek, kendisini şöyle savunuyor: “Gerçek yaşantınız dışarıda olur­du. Ve bir ikiyüzlülüğü yaşamaya başlardınız. Ve bunun sonu yok. Ya­şayamazdınız… Bir yerde tıkanırdı­nız, tıkanıyorsunuz..”

Olayın mağduru olarak sunulan felçli hanım ise hala şoku üzerinden atamamış. “Hilmi bunu nasıl yapar?” diye sormasından anlıyoruz bunu. Bence gazeteye anlattıkları arasında­ki kilit cümleler şunlar: “Hala bir yanlış yaptı, içinden çıkamıyor diyorum. Bazen de hala mücadele etme gücünü nereden bulduğumu da soruyo­rum kendi kendime… Ben bütün bunları hak edecek ne yaptım?” Bütün bu hikayenin sonucunda yukarıda da belirttiğim gibi bu terketme-edilme olayını “aşkın bitişi” ile açıklamanın imkanı yok. Çünkü ortada bir “aşk” yok.

Ancak bütün bunlara rağmen bana öyle geliyor ki, felç olan eğer erkek olsaydı bunların hiçbirisi olmayacaktı.

Bu ne erkeğin kadına göre daha “gaddar” olmasından, ne de kadının erkeğe göre daha çok sevgiyle dolu olmasından ileri geliyor.

Bunun esas sebebi kadının ve erkeğin Türk toplumundaki konumlarından kaynaklanıyor.

Erkek, sahip olduğu onca şeyden birisi olan kadından kolayca vazgeçebiliyor.(Burada elbette ki aşkın olma­dığı bir durumdan söz ediyoruz.)

Buna karşılık kadın toplumsal yaşamda sahip olabildiği son derece sınırlı şeylerden birisi olan evliliğine ve erkeğine daha sıkı sarılıyor. Onu her ne pahasına olursa olsun korumak için savaşıyor.

Bence olan bundan ibarettir.