Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hayır küçük hanım, aşk herşeyi affetmez!

Son günlerde hangi kanalı açsam karşıma aynı şarkı ve aynı soru çıkıyor: Aşk herşeyi affeder mi? Ben de her defasında radyodaki sese aynı cevabı veriyorum: Hayır küçük hanım, aşk herşeyi affetmez!

Benim gibi yalnızca otomobildeyken radyo dinleme imkanı olan birisinin bile bu kadar çok duyduğu bir şarkı, mutlaka listelerin ön sıralarındadır diye düşünüyorum.

Bir şarkıyı sevmemize ve çok dinlememize yol açan şey elbette melodisinin sıcaklığı kadar sözleridir de…

Eğer bu varsayımım doğruysa, “Aşk herşeyi affeder mi? isimli şarkının melodisi kadar sözlerini de milletçe beğenmiş ve anlamlı bulmuş olmamız gerekiyor.

Şimdi belki dikkat etmemişsinizdir diye şarkının sözlerini hatırlatayım:

“Çok üzgünüm, istemeden/Seni dün gece aldattım/Kim olduğu mühim değil/Sana bağlanmaktan kaçtım.”

“Çok üzgünüm, istemeden/Bir bakışa aldandım/İnan bana bütün sabah/Pişmanlıktan ağladım.”

“Aşk her şeyi affeder mi?/Dersin zamanla geçer mi?/Güzel günlerin hatırına/Aşk herşeyi affeder mi?”

İşte böyle: Kızcağız sevdiği adama bağlanmaktan korktuğu için, ismini bile önemsemediği bir adamla bir gecelik bir kaçamak yapıyor. Sabah yaptığından pişman olup ağlıyor ve aşık olduğu için esas sevgilisinin kendisini affetmesini bekliyor.

Yeni kuşağın yaklaşımı farklı
Türkiye gibi kadın-erkek ilişkilerinde çok tutucu olduğu hiç tartışılmayacak bir ülkede, böyle bir şarkının liste başına gitmesi, dakika başı radyolarda çalınması çok ilginç.

Bunun, belki tüm Anadolu’da değil ama, büyük kentlerde kadın-erkek ilişkilerinin aldığı yeni biçim için ilginç bir gösterge olduğunu düşünüyorum.

Yeni kuşak, kadın erkek ilişkilerine anne-babalarımızdan ve hatta bizden biraz daha farklı yaklaşıyor, aşkı ve seksi daha farklı yaşıyor.

Batının bundan 30-40 yıl önce geçirdiği bir tür seks devrimi, büyük kentlerin orta halli mahallelerinde olanca hızıyla gerçekleşiyor.

Büyük kentlerin barlarında çalınan popüler müzik bunun ipuçlarını bize veriyor. Son bir-iki yıldır çıkan pop şarkılarının sözlerine bir dikkat edin: “Dört günlük birşeyler”den, “bir anlık aşklardan”, “yalan sevişmelerden”, “Rebeca’nın yerine başkasıyla sevişmekten” söz ediyor, şarkılar.

Türkiye’nin kapitalistleşme sürecinde geçirdiği evrimlerin, batıyı bir 40-50 yıl geriden takip ettiğini de dikkate alırsanız, sosyal hayattaki gelişmelerin de batının bir o kadar gerisinden yürümesi son derece normal.

Aşkın bağlayıcı gücü
Bugün niyetim kadın-erkek ilişkilerinin aldığı yeni biçim üzerine derin tahliller geliştirmek değil.

Bir gazete köşe yazısının yüzeyselliği içinde bu tür bir tahlile girişmenin ne anlamı ne de gereği var.

Ben bir şarkının bana hatırlattığı “aşk ve sadakat” üzerine bir-kaç söz söylemek istiyorum, hepsi bu..

Erkeğin ya da kadının birbirlerine duyduğu gerçek sevgi, elbette cinsel bir yön de içerir. Ama bu durum sevginin yalnızca cinsellikle eşitlenebileceği anlamına da gelmez.

Erkeği, başka kadınların cinsel çekiciliklerine karşı koruyabilecek tek zırh belli bir kadına aşkla bağlı olmasıdır.

Eğer aşkın bağlayıcı gücü olmasaydı, erkekler her gördükleri kadının peşinde giderlerdi. Tıpkı, canlılar aleminin diğer erkek yaratıklarının yaptığı gibi..

Öte yandan hiç tartışılmayacak bir başka gerçek de, kadın ruhunun, erkek ruhuna göre çok daha mükemmel bir bütün oluşturmasıdır. Bunun sonucunda da cinsel zevk ile aşkın birbirinden kopuk olarak yaşanmasına kadınlarda daha az rastlanır. Bunlardan birisi olmadan kadında diğeri ortaya çıkmaz.

Eğer kadında ya da erkekte, aşktan bağımsız bir cinsel istek gelişebiliyorsa, bu ortada sanıldığının aksine bir aşk bulunmadığının delilidir.

Kıskançlık, Littre’e göre “aşkta doğan ve sevilen kişinin başka birini yeğlemesi korkusunun ürünü olan duygu”dur.

Eğer kıskançlık yoksa, aşk da yoktur.

Gerçek sadakattan bahsedebilmek
Öte yandan tek başına sadakat da aşkın varlığının bir delili olamaz.

Etrafınıza bir bakın. Kaç kişi “mecburen sadık”, kaç kişi “isteyerek sadık”?

Sadakat, mecburiyetlerden ortaya çıkıyorsa (çevre korkusu, parasızlık, yalnız kalma korkusu vs.) buna sadakat denilemez.

Gerçek sadakattan bahsedebilmek için, insanın bunu bilinçli olarak tercih etmesi gerekir.

Yani isterse birlikte olduğu insanı aldatabilecek birisinin sadık olmasının bir değeri vardır. İşte sadakat,
yalnızca bu durumda aşkın varlığına işaret eder.

Seven insan, sevdiği insanda var olan hiçbir kusuru görmez, göremez.

Bu yüzden aşk bir çok kusuru affeder, görmezden gelir.

Bunun tek istisnası sadakattir. Çünkü, sadık olmayan aşık, zaten aşık değildir. Aşık olmayınca da yalnızca sadakatsizlik değil, diğer kusurlar da insana batmaya başlar. Bu da ilişkinin sonudur.

Aşk bir tek sadakatsizliği affetmez!