Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Her taşın altında Baba var

Güvenoylamasına iki gün kala DYP’de başlayan istifalar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i yeniden getirip hükümet krizinin tam orta yerine koydu.

Tansu Çiller’in istifaları öğrenir öğrenmez Çankaya Köşkü’ne koşması ve Demirci’den istifaları önlemesini istemesi, DYP’de gelişen hareketin ardında Cumhurbaşkanının bulunduğu izlenimini ister istemez uyandırdı.

Bunlara bir de Demirel’in Çiller’e “siyaset” dersi vermesi ve aynı dersin ertesi gün “Babanın oğlu” olarak tanınan gazeteci İlnur Çevik’in köşesinden de tekrarlanması dedikoduların üzerine bir de tüy dikilmesine yol açtı.

İlginç olan nokta, Demirel’in ağzıyla yazdığı ileri sürülen Çevik’in yazısındaki ana tema ile Cindoruk’un dünkü sert açıklamasındaki bazı noktaların çakışması. Bunlar, istifaların bir Demirel-Cindoruk ortak yapımı olduğu yolundaki iddialara güç kattı.

İlnur Çevik, Çiller’i, DYP’yi ANAP’a benzetmeye çalışmakla suçluyordu. Babanın oğluna göre Çiller artık havluyu atmak zorunda kalacaktı. Bir DYP’li başkanlığında kurulacak geniş tabanlı hükümet ile ülke nisan ayında erken seçime götürülecekti.

Çevik, “DYP’ye hakim olduğunu sananlar, işte böyle sürprizler yaşarlar” derken, Demirelciler’in öteden beri sözünü ettiği “DYP’nin asıl sahibi Babadır” iddialarını kanıtlamış olmanın mutluluğunu da yaşıyor gibiydi.

Dün sabah saatlerinde Hüsamettin Cindoruk’un basına yaptığı açıklama da aynı fikri çizgileri taşıyordu.

Cindoruk da DYP’yi büyük sermaye partisi haline getiren politikaların yanlışlığına değinip, geniş tabanlı bir hükümet ile erken seçime gidilmesini savunuyor.

Bütün bu paralelliklere işaret eden gözlemciler, hükümet krizi çıkmadan hemen önce yapılan hesapları hatırlatıyorlar.

Sizin de hemen hatırlayacağınız gibi Baykal’ın seçilmesinden hemen önce Cindoruk’un istifası ile başlatılacak bir süreç sonunda Çiller tasfiye edilecekti.

Deniz Baykal’ın beklenmeyen çıkışı sürecin hız kazanmasına yol açtı.

İlk başta Çiller’e görevi vermekte aceleci davranmayacakmış izlenimi yaratan Cumhurbaşkanı Demirel, kamuoyunda gelişen tepkileri gözleyip hükümeti kurma görevini Çiller’e verdi.

Arkasından da Çiller’in kendisine ikinci defa getirdiği listeyi onaylayıp, hükümeti atadı.

Listede Demirel’e yakınlığı ile tanınan isimlerin de yer alması, “Demirel, Cindoruk’u yolda bıraktı” yorumlarının bile yapılmasına yol açtı.

Son gelişmeler bu yorumların erken yapıldığını ortaya koydu.

Bir görüşe göre, Demirel, Çiller’in acemi bir siyasetçi olduğu varsayımına dayalı ilginç bir planı uygulamış, ve Çiller’i teslim alma aşamasına kadar gelmişti.

Bu görüştekilere göre, Demirel, Çiller’in Türk-İş grevini çözecek basireti gösteremeyeceğini biliyordu.

Bu nedenle hükümetin kurulması ve tayin edilmesi sürecine müdahil olmadı ve kamuoyu karşısında hep ellerini temiz tutmayı bildi.

Türk-İş grevinin bitirilememesi nedeniyle hükümetin güvenoyunun kritikleştiği bir aşamada da düğmeye basıp, daha önce adları muhalifler arasında hiç yer almayan milletvekillerini istifa ettirdi.

Meclis’ten güvenoyu alamayan ve partisi içindeki prestiji zedelenen Çiller’in ilk kongrede DYP’nin başından uzaklaştırılması çok kolay olacaktı.

Bu arada bir DYP’linin (Muhtemelen Cindoruk) başkanlığında kurulacak yeni hükümet de ülkeyi seçime götürebilirdi.

Bu senaryolardaki gerçeklik payı nedir, elbette bunu bilmenin imkanı yok.

Ancak, istifaları durdurması için Demirel’den istediği yardımı göremeyen Tansu Çiller’in bile, DYP’deki krizden Baba’yı sorumlu tutacağı bir sır değil.

Anlaşılan o ki bir süre daha Ankara’da hangi taşı kaldırsak altından baba çıkacak. 35 yıla yaklaşan siyasi hayatı boyunca her şart altında ayakta kalmayı başarabilen ve dediğini yaptırtan Demirel bir kez daha galip gelecek.

Temel, kuzusunu kucağına almış elma ağacının altına gelmişti. Hayvanı daldaki elmaya doğru uzatıyor, kuzu elmayı yiyip bitirince, başka bir elmanın altına getiriyordu.

Olanları şaşkınlık içinde seyreden İlyas seslendi: “Yahu, elmaları toplayıp da kuzunun önüne koysana. Boşuna zaman kaybediyorsun..”

“Gerzek” diye söylendi Temel, “Zaman, kuzunun umurunda mı?”

Ne zaman Demirel’in siyasi manevralarına şahit olsam aklıma işte bu fıkra geliyor.

Türkiye Avrupa Birliği yolundaki en değerli günleri kaybediyor. Çevremizde gelişen sıcak olaylara ancak seyirci kalıyoruz.

Ve hala her şeyi bırakıp hükümet oyununu seyrediyoruz.

Zaman, Türkiye’nin umurunda mı?