Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kafama göre parti yok abî!

Onsekiz yaş ve üstünde olup da ilk kez bu seçimde oy kullanacak gençlerin isim­lerini seçmen kütüklerine yazdırmaları için bugün dahil iki gün­leri kaldı.

Seçmen yazım yerlerinde nabız tutan arkadaşlarımızın belirttik­lerine göre ilgi son derece az.

Ciddi bir örgüt yapısına sahip olan ve kitle çalışmalarını ihmal etmeyen, disiplinli bir titizlik içinde bunu sürdü­ren Refah ve MHP gibi partiler dışın­daki gençlerin isimlerini listelere yaz­dırmak için herhangi bir çaba göster­medikleri gözleniyor.

İlk bakışta bunda yadırganacak bir durum da yok aslında.

Çünkü bir insanın kalkıp muhtara gitmesi, orada kuyrukta beklemeyi göze alarak başvuru evraklarını hazır­laması, ardından ilçe seçim kurulu­nun yerini bulup gitmesi, orada yine kuyrukta bekleyip ismini listeye yaz­dırması özel bir çaba ve zaman ge­rektiriyor.

Eğer, oy kullanma yaşına gelen genç, kendisini belirli bir siyasete mensup hissetmiyorsa bü­tün bunlar için vakit ayırmıyor.

Öte yandan seçmen kütüklerine yazılmak tek tek bireyler olarak bizle­rin nasıl görevi oluyorsa, aynı şekilde bu görev bu oylar üzerine hesap ya­pan siyasal partilere de düşüyor.

Siyasal partiler de oylarına talip ol­dukları insanların kütüklere yazılma­sını sağlamak için çalışmak, yazım iş­lerini bireyler açısından kolaylaştıra­cak düzenlemeler yapmakla görevli­ler.

DYP, ANAP, CHP gibi düzen par­tilerinin mevcut yöneticileri şu anda herşeyden çok kendi seçim telaşlarındalar.

Anlatılanlar doğruysa, örneğin ANAP’ta şu anda İstanbul’daki tüm eski yöneticiler milletvekili adayı oldukları için görevlerinden istifa etmiş durumdalar.

DYP ve CHP’de de durum çok farklı değil.

Bu partilerin il yönetimlerine yeni atanan kişilerin bölgelerindeki genç­lerin seçmen kütüklerine yazılımını örgütleyebilecek düzenlemeler içine girmeleri şu aşamada çok güç görü­nüyor.

Oysa Refah gibi, MHP gibi klasik anlamda parti disiplinine sahip olan, kimin ne yaptığı­nı ve yapacağını bildiği örgütler için bu durum söz konusu değil.

Onlar çok büyük bir rahatlıkla ken­dilerine oy verebilecek gençleri belir­lemek, onları toparlayıp seçmen kü­tüklerine yazdırmak olanaklarına sa­hipler.

Nitekim şu ana kadar seçmen kü­tüklerine yazılmayı başarabilmiş gençlerin ezici çoğunluğu bu örgütlerin mensupları.

Siyasal alandaki bu örgütlenme farklılığı, elbette ki bizlerin tek tek bireyler olarak ülkemize ve doğrudan doğruya kendimize karşı ödevlerimiz açısından bir mazeret teşkil etmiyor.

Sempati duyduğumuz parti hangisi olursa olsun, partinin yetersiz örgütlenmesinden kaynaklanan sebepler, ileride bizim kurtuluşumuz için bir gerekçe asla teşkil etmiyor.

Çünkü seçimlerden sonra “ne yapayım CHP beni yazdırtmadı” demek,’bizi, oyların çoğunu almış partinin iktidarı altına girmiş bir ülkede yaşamaktan da kurtarmı­yor.

Gençliğin yoğun olarak bulunduğu yerlerde yapılan haber araştırmalar gençlerin çok büyük bölümünün se­çime ilgisiz olduğunu ortaya koyu­yor.

En çok söylenen gerekçe de şu: “Kafama göre bir parti yok. Oy vere­ceğim bir parti olmadığına göre ne­den bu zahmete katlanayım?”

12 Eylülcülerin en çok istediği şey, gençlerin siyasetle ilgilenmelerini ön­leyebilmekti.

Anlaşılan, geçen 15 yıl içinde 12 Eylülcüler ve izleyicileri bir hayli yol katetmişler.

Gençlerimiz blue jean markası konuşmaktan ve pop müzik dinlemekten öyle görünüyor ki düşünme yeteneklerini de yitirmişler.

Bugün sandığa gidip atmaya­cakları her oyun, iktidara,gel­diğinde onlar gibilere asla ya­şama hakkı tanımayacak bir siyasal görüşün seçim kazanmasını kolaylaş­tıracağını bile göremiyorlar.

Son yıllarda gençlerin yalnızca mü­zik ve giyim düşünmesinin ne kadar yüce ve genç bir davranış olduğunu anlatan çok sayıda köşe yazısı oku­duk.

Onların bu davranışlarının “gençlik gençliğini yaşıyor” diye yüceltildiğine tanık olduk.

Öyle görünüyor ki, yücelttiğimiz şey sadece bir avuç kendini beğenmiş, bencil yaratıkmış!

Bugün ülkelerinin geleceğinin sözkonusu olduğu bir durumda popolarını kımıldatıp bir yarım günlerini seçmen yazılmak için harcayamayan gençleri bir de seçimden sonra görmek istiyorum.

Bakalım muhtemel Refah iktidarın­da hangi marka blue jeani giyip, ne­reye “takılabilecekler”?

Solcu-sağcı diye herhangi bir ayırım yapmadan söylemek istiyorum ki, 1970’lerin gençleri, bugünkülerden çok daha saygıdeğer, çok daha önemli insanlardı.

Hiç olmazsa birey olarak içinde bulundukları toplum için birşeyler yapmaktan başka bir düşünceleri yoktu.

Oy verme yaşına geldikleri halde “bana göre parti yok” deyip, adını seçmen kütüğüne yazdırmamayı bir marifetmiş gibi söyleyenlere “kıl olu­yorum abi”!