Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kartlar Amerika'nın elinde

Batının nefesini tutarak izlediği Kardak Krizi, sonunda Amerika’nın devreye girmesiyle sona erdi. Yunan politikacılarının uzak görüşten yoksun, basiretsiz girişimleri, Amerika’nın “dünya liderliğini” bir kez daha kanıtlamak için kullanacağı bir oyuncağa dönüşüverdi.

Üç hafta sonra görevinden ayrılacak olan Amerikan Dışişleri Bakan yardımcısı Holbrooke’un dünkü basın toplantısında söylediği sözler, bu gerçeğin altını acımasız bir şekilde çiziyor.

Yunanistan ve Türkiye’nin karşılıklı olarak askerlerini ve gemilerini bölgeden çekip, kriz öncesi duruma dönmelerini sağlayan şeyin Başkan Clinton’un devreye girmesi olduğu artık en yetkili ağızlar tarafından açıkça ifade ediliyor.

Holbrooke’un iki ülkenin güçlerini Amerikan uçaklarının denetiminde geri çektiklerini açıklaması, Türkiye’nin de Yunanistan’ın da Amerika’da “yaramaz çocuk” tablosu çizdiklerini ortaya koyuyor.

Holbrooke’un şu sözlerine çok dikkat etmek gerek.

“Bu olayı tarih kitapları yazmayacak. Sadece, gazetelerde bir haber olacak. Ancak, bu mini dram Amerika’nın dünyadaki liderliğinin ve dünyada oynadığı rolün devam etmesinin gerektiğini gösteriyor. Bu, Kuzey İrlanda’da barış için de, Ortadoğu barışı için de böyledir.”

Kartlar Amerika’nın elinde
Bosna dramı karşısında “seyirci” kalmayı tercih eden Avrupa’nın kendini beğenmiş devcikleri, o zaman inisiyatifi Amerika’ya kaptırmış olmalarının bedelini de böylece ödeyecekler.

Avrupa, kendisi neyi hayal ederse etsin, artık Amerika’nın kartları eline almasını ve istediği gibi açmasını seyretmek zorunda kalacak.

Holbrooke’un Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren açıklamaları, şimdi Ege ve Kıbrıs’ta da inisiyatifin tamamen Amerika’ya geçmek üzere olduğunu gösteriyor.

Gücünün sınırlarını bilmeyenler
Holbrooke’un, “Küçücük bir kayalık olayının hangi noktalara gelebileceğini gördük. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler normalleşinceye kadar bölgede istikrarsızlık olacaktır. Bu iki ülke de Amerika’nın müttefikidir. Türkiye, bunun da ötesinde Avrupa’nın bir cephe ülkesidir. ABD için kritik önemde bir ülkedir” sözleri, bundan sonra Amerika’nın gölgesini her türlü sorunun üzerinde göreceğimizin bir belgesi niteliğinde.

Kıbrıs için girişimlerini Türkiye’de istikrarlı bir hükümet kurulana kadar ertelediklerini de söyleyen Holbrooke’un, Kıbrıs işine ne kadar önem verdiği şu sözlerinden de açıkça anlaşılıyor:

“Kıbrıs için büyük bir girişime kararlıyız. Bu girişimden önce Bosna’da barışın sağlanmasını bekledik.”

Bu şu demek: Amerika, Kıbrıs’ı, Bosna’dan daha büyük bir sorun olarak görüyor.

Bosna’da kendi geliştirdiği çözümü hem olayın taraflarına hem de Avrupa’ya zorla kabul ettiren Amerika’nın, Kıbrıs için de neler planladığını doğrusu merak ediyorum.

Holbrooke’un sözlerinin satır aralarına sıkışmış bazı gerçekler daha var. Türkiye’yi Amerika ve batı dünyasının “sınırı” olarak gördüğünü söyleyen Amerikalı yetkililerin, yarın Güneydoğu sorunu ile ilgili olarak da devreye girme hakkını kendilerinde görmeleri çok normal olacak.

Güçlerinin sınırının nerede bittiğini bilmeyen haris politikacıların bu gerçeği iyi görmeleri gerek.

Onlar eğer basiretli bir davranış gösterebilselerdi, Amerika’nın büyük ağabey rollerine soyunması gerekmeyecekti. Gerekmediği gibi, kendinde böyle bir hakkı gördüğünü ifade etmesi dahi güç olacaktı.

“Kardak Fatihi” Tansu Paşa’nın “inecek dedik indi, gidecek dedik gitti” diye öğünmesinin, pek hakedilmiş bir övünç olmadığı da böylece ortaya çıkıyor.

Belli ki Clinton “bayraklar indirilsin” demiş, bayraklar indirilmiş; “askerler gitsin” demiş, askerler gitmiş!

Atlantik’in diğer yakasında
Amerika’nın Kıbrıs’ta, Ege’de, Güneydoğu’da neler planlamakta olduğu, bu planlara nereye kadar müdahale şansımızın olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Atlantik’in öteki yakasında oturarak sorunlara bakanların, bölgede yaşayan bizler gibi düşünemeyeceklerini bilmeliyiz.

Onun için artık aklımızı başımıza toplamalı, kendi sorunlarımıza kendi çözümlerimizi geliştirmeliyiz.

Yoksa Kıbrıs’ta da, Güneydoğu’da da, Ege’de de, tıpkı Bosna’da olduğu gibi “içimize sinmeyen” çözümlere razı olmak zorunda kalabiliriz.