Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kime oy vermeli

Seçim yasaklarının başlama­sından hemen önce yayın­lanan kamuoyu araştırması­nın sonuçları, bu seçimdeki ciddi sorunun “kararsızlık” olduğunu ortaya koyuyor.

Ankette kararsız olduklarını söy­leyenler, belirli bir partiyi tercih edenlerin tam iki misli.

Bütün büyük partilerin aşağı yu­karı aynı oy oranında olduklarını da dikkate alırsanız şu anda karar­sız olduklarını söyleyenler Türki­ye’nin en büyük siyasi gücünü oluş­turuyorlar.

Oysa bizler siyasete bakışı, futbol takımı tutmaya benzeyen bir ırkın ahvadıyız.

“Kolumu kessen kanım sarı-laci-vert akar” gibi, “kafamı kessen halk­çıyım abi’ciyiz!

Nasıl oldu da Türkiye birden bire Kararsız Kasımların ülkesi haline geldi?

Oturacağı kahveyi bile tuttuğu partiye göre seçen Türkler için ne değişti ki, bu kadar seçenek arasın­da kendilerine uygun bir parti bula­mıyorlar?

Oysa, bu seçimlere en sağın­dan en soluna, hatta sosye­tiğine kadar tam 14 parti katılıyor.

Marxist sol açısından seçenek yok, ama siyaset yelpazesinin mer­kez solundan başlayarak en sağına kadar tam 14 ayrı seçenek var.

MHP’yi ehlileştirilmiş bulanlara BBP var. Refah’ı yetersiz görene MP var, İP var. Şık bir parti arıyorsanız, oy verir vermez farkedileceğiniz YDH var!

Ama gelin görün ki 14 seçeneğe rağmen Türk seçmenlerinin yüzde 23’lük bölümü bir türlü kararını veremiyor.

Seçimden hemen önce dağıtılan avantaların, il yapılma vaatlerinin, cek-caklı konuşmaların bu seçmenin kararını nasıl etkileyeceğini bil­mek için falcı olmak gerek.

Ancak, bugüne kadar belirli bir siyasal partiye eğilim göster­memiş bir kitlenin 60 gün içinde fikrinin bu tür göstermelik icraatlarla değiştirilebileceğine de inanmak bir hayli zor.

Bu durumda kararsız seçmeni, sandık başına gitmeye, gittikten sonra da belirli bir tavır ortaya koymaya itecek şeyler, propaganda konuşmalarının çok daha ötesinde olmalı.

Bu seçimin en temel özelliği ola­rak Refah korkusu öne çıkıyor.

Üstü örtülü de olsa, seçim kanununda yapılan bazı değişikliklerin Refah’ı hedeflediği bir gerçek.

Herkesin ortak korkusu Refah’ın, tıpkı yerel seçimlerde olduğu gibi seçim sisteminin açıklarından yarar­lanarak Meclis’teki en büyük siyasi güç olabilmesi tehlikesi. Seçim Kanunu düzenlemeleri bunu bir ölçüde engelleyebilecekmiş gibi görünüyor.

Ancak, özellikle büyük kent mer­kezlerindeki seçmenler geçen seçi­min şokunu hala unutmadılar.

O şoku bir daha yaşamamak için oylarını, o seçim çevresinde en kuv­vetli parti gibi görünene yöneltebilirler.

İşte bu noktada kararsızların ka­rarını etkileyecek bir faktör ortaya çıkmış buluyor: Bu seçimde Refah korkusunu iyi işleyebilecek, kendisi­ni, oylar birleştirildiği takdirde Re­faha karşı etkili tek güç olarak gösterebilecek olan parti seçimlerden avantajlı çıkacak.

Ancak burada bir çelişki su yüzü­ne çıkıyor.

Şu anda Refah Partisi ve onun temsil ettiği islamcı çizgi toplumda prim yapan bir değer olarak yükseliyor.

Tıpkı eskiden solculuğun moda olması gibi, bu sefer de islamcılık hakim bir eğilim haline geliyor.

Bu rüzgarın merkez sağdaki di­ğer iki partiyi etkilememesine de imkan yok.

İslamcı söylemin prim yaptığını görecek olan merkez sağ partiler, DYP ve ANAP’ın listelerine de, seçim meydanlarındaki söylemlerine de islamcılığın nasıl yansıyacağını hep birlikte göreceğiz.

Hatta öyle şeylerle karşılaşacağız ki, Mehmet Keçeciler’i, Vehbi Dinçerler’i mumla arar hale geleceğiz.

Bu görüntü de merkez sağa oy verebilecek anti-Refah cephede yer alanları ürkütecek sonuçlar yaratabilir.

Ve bu durumda da hiç umulma­dık bir şekilde bu işten merkez sol­daki CHP ya da DSP yararlanabilir.

Görüyorsunuz ki, bu seçimler­de karar vermek o kadar da kolay değil.

Galiba, partiler aday listelerini belirlemeden de fanatik particiler dışında kimse kolay kolay bir fikre sahip olamayacak.

Bu da partilerin aday listelerini diğer seçimlere göre biraz daha dik­katle hazırlamaları gerektiğini orta­ya koyuyor.

Parti liderlerinin işleri bu seçimde gerçekten zor, çok zor!