Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi

Dünkü Milliyet Gazetesi, Çiller’in bitmek tükenmek bilmeyen emlak alım-satım faaliyetlerine yenilerinin eklendiğini ortaya koydu. Eski Başbakan ve eşi ortaklaşa olarak Yeniköy’de 4 yeni gayrimenkulu koleksiyonlarına katmışlar.

İlk bakışta insanın göğsü gururla kabarıyor.

Eskiden imrenerek baktığımız “dünyanın en zengin adamı” Brunei Sultanı ile yarışabilecek bir Yeniköy Sultanı’mız var artık..

New York’un ünlü “emlak kralı” Donald Trump’ı varsa, bizim de bir “emlak kraliçemiz” var!

Demek ki “Amerika’da ne varsa, Türkiye’de de olacak” sözü bir ucundan da olsa gerçekleşme yolunda..

Ama bu işin göğsümüzü kabartmayan yönleri de var ne yazık ki!

Dün söz konusu emlak alım satım ile ilgili olarak DYP Basın Merkezi’nden yapılan açıklama, doğrusunu söylemek gerekirse, biz Türklerin zekasının biraz hafife alındığını gösteriyor.

DYP’ye göre “Çiller’in dört yeni gayrimenkul alıkları iddiaları “abartılı”ymış.

Önce bu konuda anlaşmak gerek. Çillerler, Yeniköy’de dört yeni gayrimenkul aldılar mı, almadılar mı?

Açıklama aynı zamanda dört gayrimenkulun alındığını da söylüyor. O zaman “abartı” bu işin neresinde?

Amaç kusursuz hizmet

DYP’nin açıklamasında, bana Türklerin zekasıyla dalga geçildiğini düşündürten şey şu bölüm. Aynen aktarıyorum:

“Sayın Genel Başkan, Başbakanlık görevinden ayrıldıktan sonra, sürekli görev yaptığı Ankara ve çalışmalarını zaman zaman yürüttüğü İstanbul Yeniköy’de yeni bir çalışma düzeni kurma gereği ortaya çıkmıştır.

“Özellikle İstanbul’da sayın Genel Başkan’ın Yeniköy’deki konutlarında kendisine verilen koruma ve sekreterya hizmetinde, çalışmaların evden götürülmesinin mümkün olmaması nedeniyle aksamalar görülmüştür… Satın alınan bu mülkler, gerçekleştirdiği başarılı terör mücadelesi dolayısıyla yasa dışı örgütlerin odağı haline gelen Sayın Tansu Çiller’in ve ailesinin korumasının daha dikkatli ve yeterli biçimde sağlanması, gece ve gündüz süren sekreterya hizmetinin kendilerinin kaldıkları konut dışından düzenli şekilde verilmesi amacına yönelik olarak düzenlenecektir.”

Açıklama işte böyle.

Yani Tansu Hanım, terörle mücadelede çok başarılı olduğu için kendisine verilen korumalarını oturtmak amacıyla 15 milyar sayıp (emlakçılar 100 milyar eder diyorlar) Yeniköy’deki yalısına uygun iki ev ve iki bahçe satın almış.

Bunun sebebi de kendisinin Başbakanlıktan uzaklaşmış olmasıymış. Demek ki Başbakanlığı devam etseydi böyle bir ihtiyaç doğmayacaktı.

Çiller’in zamanlama sorunu

Burada bir çelişki var gibi görünüyor. Satın alınan konutlar, DYP’nin açıklamasında da belirttiği gibi restore edilmeden kullanılacak durumda değil. Yani ciddi bir inşaat faaliyeti gerekiyor.

Bu binaların tarihi eser niteliğinde olup olmadıklarının araştırılması, buna göre restorasyon projelerinin yapılması, gerekli inşaat izinlerinin alınması ve inşaatın yapılması neresinden bakarsanız bir yıldan fazla sürer.

Peki Tansu Hanım, 8 ay sonra Başbakan olmayacak mı?

Yoksa, Tansu Hanım, ANAP’la koalisyon umudunu kesti, Başbakanlık hayallerini rafa kaldırdı da bizim mi haberimiz yok?

Ayrıca bence açıklığa kavuşturulması öncelikle gereken çok başka bir konu daha var.

Tansu Hanım’ın seçimlerden bu yana aldığı mülklerin bir dökümünü yapalım:

1. Ankara Çamkent’te konut olarak kullanılmak için 355 metre kare bir villa.
2. Ankara Bilkent’te sekreteryası için satın alınan 117 metre karelik bir daire.
3. Kuşadası’ndaki Suna Abla Çiftliği.
4. Yeniköy’de iki ev ve iki bahçe.

Bunlar elbette sadece basına yansıyanlar ve satın alındığı bizzat eski Başbakan’ın yakınları tarafından doğrulanan mülkler. Daha başka neler var, onları bilemiyorum.

Yapılan resmi açıklamalara göre bu mülklerin toplam değeri 70 milyar lira civarında.

Emlakçilerin verdiği rayiç bedellerden hesaplarsanız bu mülklere ödenen para 250 milyar lira civarında.

Biz Tansu Hanım’ın söylediği rakamların doğru olduğunu ve mülklerin rayiç bedellerden değil, acemi satıcılar tarafından verilmiş düşük bedellerden alındığını varsaysak bile ortaya ciddi bir para var.

Benim bildiğim Tansu Hanım’ın eşi Özer Bey işleri tasfiye etti ve ev erkeği olarak yaşamını sürdürüyor.

Ailenin iki oğlundan birisi askerliğini yeni bitirdi, daha eli ekmek tutmuyor. Öteki oğlan ise daha çok küçük. Kimse onun çalışıp aile bütçesine katkıda bulunmasını beklemiyor.

Ülkeye yararı olmayan yetenek
Yani sizin anlayacağınız koca Çiller ailesi bir tek Tansu Hanım’ın eline bakıyor.

Tansu Hanım aldığı milletvekili maaşıyla bunlardan hangi birisine yetişsin?

Büyük oğlanın kızlarla gece kulüplerindeki eğlencesine mi para yetiştirsin, Özer Bey’in giyimine mi, yoksa küçük oğlanın okul taksidine mi?

Kendisinin de Chanel’den aşağısını sırtına örtmediğini dikkate alırsanız ortada gerçek bir “sihirbazlık” var demektir.

Bu öyle bir sihirbazlıktır ki, bir maaştan bir servet yaratıp, arta kalanıyla ailenin günlük geçimini bile temin ediyor da, ülke ekonomisinin kurtarılması söz konusu olunca işe yaramıyor.

Doğrusunu isterseniz bütün bunları da benim aklım almıyor. Aklıma hep Yunus Emre’nin sözleri takılıyor:

“Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi?”