Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Perihan Savaş'a haksızlık etmeyin!

Perihan Savaş’ı ilk ve tek görüşüm yanlış hatırlamıyorsam 15-16 se­ne öncesine rastlıyor.

İzmir Fuarı’nda ilk kez sahneye çıkan Peri­han Savaş ile Türkiye’nin Sesi Radyosu için konuşmuştuk.

O zamanlar 18-19 yaşlarında olmalıydı. Olağanüstü bir güzelliği vardı. İbrahim Tatlıses ile birlikte oturuyordu.

O kadar zarif ve narin bir kızın nasıl olup da İbrahim Tatlıses gibi birisiyle bir­likte olabildiğini bir türlü anlayamamıştım. O yıllarda Tatlıses de “Ayağında kundu­ra ve Sabuha” dönemindeydi.

İkisinin arasındaki ilişkiye bir mana veremeyişimin sebebi ise açıkça Tatlıses’in o zamanki incelmemiş köylü-amele görüntüsüydü.

O zaman sevgiyle ilgili en temel doğru­ları bilmiyordum.

Sevgiyi, etkin bir biçimde destekleyen şeyin yalnızca uygunluk ve plastik kusur­suzluk olabileceğini zannediyordum ki, gerçek hiç de öyle değildi.

Sevginin ayrıntılarla beslenerek, kü­çük küçük adımlarla ilerlediğini de bilmiyordum.

Sevginin özünde bir “seçim” olduğun­dan da habersizdim.

Bu yüzden de bana kızmayın. Ben de daha 22 yaşındaydım ve her ne kadar herşeyi bildiğimi zannediyor olsam da özellikle kadın-erkek ilişkileriyle ilgili bilgim Baroche ve Kinsey raporlarından öteye değildi.

Kadın ruhunun, erkek ruhuna göre çok daha bütün olduğunu, kadının içsel yapısındaki bir çok öğenin birbirleriyle tutarlı­lık içinde birarada bulunduklarını çok son­radan öğrendim.

Ancak bunu öğrendikten sonradır ki, bir kadına göre en iyi erkekle, bir erkeğe göre en iyi erkeğin tariflerinin birbirleriyle benzeşmediklerini gördüm.

Toplumun bir erkekte yüce ve saygın değer olarak tarif ettiği şeylerin kadınların büyük çoğunluğuna erotik açıdan bir şey ifade etmediğini anladım. Kadını aşık eden şeyin, erkeğin herkes tarafından beğenilen ve yüceltilen vasıflarının değil, sa­dece ve sadece “ilgi çekicilik” olduğunu ar­tık rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Çirkin ama zeki erkekler bilirler ki, ya­kışıklı ve aptal erkeklerle yaşadıkları aşk serüvenlerinde yakalandıkları can sıkıntı­sından kadınları kurtarmak görevi eninde sonunda kendilerine düşecektir.

Neyse uzatmayalım, o zaman Perihan Savaş-İbrahim Tatlıses ilişkisini pek de doğru bulmamıştım.

Sonra aradan yıllar geçti. Perihan Sa­vaş, bana göre hatadan döndü ve bana göre kendisine daha uygun olan Yılmaz Zafer ile evlendi.

Yılmaz Zafer’in hastalığıyla geçen aylar boyunca da hep Savaş’ın artık doğru seçi­mi yapmış olduğunu düşündüm.

Bu yüzden de gazetelerde, dergilerde ve televizyonlarda Perihan Savaş ve Yıl­maz Zafer ile ilgili çıkan haberlere, röpor­tajlara hep ilgi gösterdim.

Tüm röportajların ana teması Perihan Savaş’ın fedakarlığıydı.

Sonra düşündüm. Perihan Savaş aslın­da, hepimizin annesinin, kansının yapabi­leceğinden daha farklı bir davranış göster­miyordu.

Sevgiyle bağlı olduğu kocasının yanında duruyor, onu terketmiyor, onun iyileşmesi için maddi ve mane­vi her türlü fedakarlığa katlanıyordu.

Bunu hangimizin annesi yapmazdı ki? Hangimizin eşi, böyle bir duruma düşsek, kapıyı çeker giderdi?

Cevaplarınızı duyar gibiyim. Evet, aynı fedakarlığı geleneksel Türk aile terbiyesi içinde yetişmiş hemen hemen her kadın gösterirdi.

Peki o zaman Perihan Savaş’ın duru­munun özelliği neydi? Herkesin yapabile­ceği bir şeyi yapan bir kadının durumu neden haber oluyordu?

Cevap, Perihan Savaş’ın sıradışı bir kadın olmasında, film oyuncusu olmasında yatıyordu.

Perihan Savaş kadar güzel bir kadının hele bir de film oyuncusuysa, hemen her, kadının yapabileceği bir şeyi yapıyor olmasına inanamıyorduk.

Çünkü beynimizin gerisinde bir yerlerde film oyuncusu kadınların “kötülüğü” ile ilgi­li şartlanmalar vardı.

Perihan da kafamızdaki o role uygun davranıp, kocasını hasta haliyle bıra­kıp, sokaklarda fingirdemeye gitse bunu hiç yadırgamayacaktık.

Çünkü film oyuncusu bir kadına biçtiği­miz rol buydu. Ama o bu rolü kabul etme­yip, her Türk kadınının yaptığını yapınca da “fedakar kadın” payesini vermekte ge­cikmedik.

Onun fedakarlığının bu kadar çok altı­nın çizilmesinin, o bunun farkında olmasa bile onu incitebileceğini düşünmedik.

Bu yüzden ona çok büyük haksızlık yaptık.

Ona fedakar eşliği, fedakar anneliği ya­kıştıramadığımız için, ben kendi adıma, benim yönettiğim yayınlardaki benzer rö­portajlar nedeniyle Perihan Savaş’tan açıkça özür diliyorum.

Aslında bu yazıyı çok önceden yazmayı tasarlamıştım. Ama kısmet, Yılmaz Zafer’in toprağa verildiği güneymiş demek ki… Allah rahmet eylesin!