Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Refahlı yöneticilerin ağzına biber mi sürsek?

Olay, tek parti döneminde geçiyor. Bir Türk ile bir Fransız aynı kompartmanda seyahat ediyorlar. Tren istasyonda duruyor. Devrin kalantorlarından biri efradıyla içeri giriyor.

Türk ayağa fırlıyor: “Ooo, Ali Bey buyrun, şeref verdiniz..”

Fransız “Hangi Ali?” anlamında soruyor: “Quel (Okunuşu: Kel) Ali?”

Türk bozuluyor. Fransızın kulağına eğiliyor: “Kel olmasına kel de, böyle suratına karşı da söylenir mi birader…”

Necati Doğru’nun dünkü Sabah’ta yayınlanan “Kadın döven THY ayısı” başlıklı yazısını okuyunca aklıma bu eski hikaye geldi.

Necati Doğru, bu yazısında Türk toplumunun ortak vicdanının sesini yakalayıp, yansıtmayı başarmış. Hatta bir çoğumuzun aklından geçip de, söylemeye cesaret edemediğini de söylemiş.

Yazısının tümünü burada aktarmama elbette imkan yok. Sadece sonuç kısmını aktarıyorum ki, genel üslup hakkında bir fikriniz olsun.

Şöyle diyor Necati Doğru:

“Ayı bu nereden bilsin?”

O dudağını patlattığı kız…

Asıl olandır, onu seçendir…

Bu ayı bunu bilmez diyelim…

Bunun lideri olan…

Ayı da bilmez mi?”

Yazıdaki ifade tarzının, az önce de söylediğim gibi ortak vicdanı yansıtan bir ses olduğunu biliyorum, ama biraz ağır olduğunu da düşünmüyor değilim.

Yılların gazetecisi Doğru, demek ki o kadar çok öfkelenmiş ki, normal olarak kendi yetiştirdiği gazetecilere asla yapmamalarını söyleyeceği bir şeyi kendisi yapmış.

Kantarın topuzunu biraz kaçırmış.

Siyasette üslup

Bu durum yalnızca son olaya ve Doğru’nun bir tek yazısına özgü değil. Bir süredir gerek politik alanda, gerekse sosyal alanda derin bir “üslup” sorunu yaşıyoruz.

Herkes birbirine ağzına geldiği gibi hitap etme hakkını kendisinde görüyor.

İşin ilginç olan yönü herkesin bunu olağan karşılaması. Ben doğrusunu isterseniz bu yüzden mahkemeye gidenini de görmüş değilim.

Buradan da bu yeni üslubun giderek alışkanlık yarattığını, hatta normal karşılandığını çıkartıyorum.

Dünkü gazetelere bir göz atmak yeterli. Gelin bu işi birlikte yapalım.

Mesela Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz, TOBB Başkanı Yalım Erez hakkında “o adam değil” demiş.

Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, siyasi rakipleri hakkında “korkularından geberirler inşallah” buyurmuş.

Hatırlayacaksınız, Adalet Bakanı Mehmet Moğultay da, gazeteci Yalçın Bayer’e aynı bedduayı yapmıştı: “Trafik kazasında ölürsün inşallah!”

Pazar günkü Posta’nın manşetinde yer alan ve Tansu Çiller ile ilgili yakışıksız sözler söyleyen DYP’liyi de rahatlıkla bu listeye katabilirsiniz.

Zamanında Baba’nın dolduruşuna gelip Mesut Yılmaz’a ağır hakaretler savuran Çağlar’ı da ihmal etmeyin!

Hele hele gazetecilerin birbirleri hakkında yazdığı şeyleri kesinlikle çocuklarınızdan uzak tutun.

Çölaşan-Barlas kavgasında söylenenleri, Recep Emmi mahalle kavgasında söylemiş olsa, o kavgadan en az üç ölü çıkardı, unutmayın.

Müslümana yakışmaz

Ancak yine de “kötü söz” söyleme alışkanlıkları en yaygın olanlar nedense Refahlı’lar.

Refahlı derken bu partinin binlerce üyesini kastetmiyorum elbette. Benim tanıdığım sade Refahlı’ların ağzından gerçekten de kötü söz çıktığını duymadım.

Ama lider kadroları için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Ağızlarının bozukluğunun yanında tavırları da biraz “kabadayıvari”.

Bu davranış şekillerini yalnızca, “devletin ve laiklerin yıllarca müslümanları ezmesine bir tepki” olarak açıklamak mümkün değil.

Onlardan başka ezilen müslümanlar da var, sesleri çıkmıyor!

O halde Erbakan’ın, Şevki Yılmaz’ın, Recep Tayyip Erdoğan’ın ve isimlerini buraya alamadığım için bana küsmeyeceklerini umduğum diğer Refah ricalinin ağızlarını bozmalarının sebebi ne?

Büyüklerim bana bir müslümanın asla ve asla kötü söz söylememesi gerektiğini öğretmişlerdi.

Acaba Erbakan ve avanesinin ağızlarına bu huylarından vazgeçmeleri için biber mi sürsek?

Şimdi adım gibi biliyorum ki, yarın telefonlar susmak bilmeyecek.

Gazetedeki erkek-kadın tüm arkadaşlar bu yazıyı protesto eden küfürleri dinlemek zorunda kalacaklar.

Ve emin olun, ben haklı çıktığım için hiç ama hiç sevinmeyeceğim. Arkadaşlarıma “siz Hoca’nın yaptığını yapmayın” demekle yetineceğim.