Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Temiz toplum, temiz basın

Türkiye’nin gelişmiş, medeni bir ülke olmasının, ancak ve ancak toplumsal temizlenme ile sağlanabileceğine inanıyorum.

Toplumun sırtına yapışmış, kanı­nı emen sülükler birer birer ayıklan­madan, Türkiye’nin kendisini bekleyen aydınlık geleceklere yönelemeyeceğini düşünüyorum.

Bunda en büyük görev ise basına düşüyor.

Eğer Türk basınının şerefli isim­leri olmasaydı, ne İSKİ, ne İlksan ne de Civan skandalları ortaya çıkarılamazdı.

Ancak son zamanlarda Türk ba­sını da kirlenmeden nasibini aldı.

“Ben paradan başka bir şey dü­şünmem arkadaş” diyebilen genel yayın müdürleri türedi.

Başbakanla yat-uçak arkadaşlı­ğı geliştirip, devlet bankaları aracılığıyla banka sahibi olma heveslisi gazete patronları var artık.

Yalı çetelerinin içine girip, onla­rın tetikçiliğine soyunarak, ucundan bir gazetenin sahibi olmaya soyunan zavallı ev böcekleri çıktı.

Bu yüzden Türk basını eskisi gibi görevini yerine getiremez oldu.

Kalemler ucuz-pahalı denmeden satıldı, ceplere konan avantalara bakıldı.

Akşam gazetesinin ve onun sahi­bi gibi görünen Mehmet Ali Ilıcak’ın bir süredir estirdiği terör, Türk bası­nının ne hale geldiğinin içler acısı tablosunu yansıttı.

Akşam gazetesi belirli sayıda ku­pon biriktiren okuyucusuna televiz­yon vereceğini iddia ediyor.

Bu televizyonların hayaliyle yaşa­yan yüzbinlerce insan, günlerdir ku­pon kesiyor.

Türkiye’de en çok sayfalı gaze­te bile 25 bin liraya satılırken, Akşam gazetesi fiyatını önce beşer beşer, sonra da on bin lira birden artırdı.

Bu durumdan canı yanan okuyu­cu, dürüst bildiği gazete ve gazeteci­lere durumu şikayet etti.

Emin Çölaşan da bunları gazete­deki köşesinde yayınladı.

Vay sen misin bunu yapan…

O günden beri de Akşam gazete­si, Çölaşan’a ve çalıştığı gazetenin sahip ve yöneticilerinin aleyhine inanılmaz bir iftira ve yalan kam­panyasına girişti.

Bu kampanyanın, sırf rekabet kaygısıyla bazıları tarafından da körüklendiği ile ilgili şüp­helerimi bir kenara bırakıyorum.

Yapılan şey tek kelime ile şantaj­dır, tehdittir.

“Benim hırsızlıklarıma göz yum­mazsanız, yalan dolan yazar sizi herkese rezil ederim” demektir.

Şerefli insanlar bu şantaja boyun eğmezler.

Bu tam tersine onları biler, na­mussuzlukların üzerine daha cesa­retle gitmek gücünü verir.

Buradan açıkça söylüyorum.

Mehmet Ali Ilıcak ayağını denk atsın.

Halkı nasıl dolandırmaya çalıştık­larını çok iyi biliyoruz ve yakalarını bırakmayacağız.

Halka attıkları kazıkları fitil fitil burunlarından getiremezsek biz de bu mesleği burada bırakırız.

Bu tehdit ve şantaja boyun eğe­ceğimiz sanılmasın.

Mehmet Ali Ilıcak’ın arkasına saklanıp, bu rezillikten tica­ri çıkar sağlamayı düşünen zavallılar da çok sevinmesinler. Bu soyguna onların da ortak olduğunu unutmayacağız. Mehmet Ali hesabı öderken, onlar da yanında olacak­lar. Bir yere kaçamayacaklar.

Sözüm Türk basınının şerefli ka­lemlerine, basın kuruluşlarına…

İçimizde bu tür mikropları barın­dırmaya devam edersek, çok yakın­da ortada ne basın kalacak ne de başka bir şey.

Basının onuruna sahip çıkacak namuslu gazetecilerin, nere­de çalışırlarsa çalışsınlar bu soyguna ve bu aşağılık karalama kampanyasına karşı dik durması ge­rekir.

Bu şerefsizliğe bugün sesinizi çı­karmaz ve içinizden bu mikropları temizleyip atmazsanız, yarın çok geç olabilir.