Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türkler, Türkçe öğreniyor

Bülent Ecevit’in ANAP-DYP hükümetine “çekinser” oy vermesiyle birlikte Türkçe konusunda toplumsal cehaletimiz bir kez daha gözler önüne serildi. Türkçe’nin yanlış kullanımı beni oldum olası rahatsız etmiştir.

Bu konuda her hangi bir uzmanlığım olmamakla birlikte, bazı kelimelerin yanlış kullanıldığını gördükçe sinirlerime de pek hakim olamıyorum. Şiar Yalçın bir süredir Yeni Yüzyıl’daki köşesinde yanlış Türkçe kullanımı ile ilgili yazılar yazıyor.

O yazılardan çok yararlanıyorum.

Umarım, her uyduruk köşe yazısını bile toplayıp, bir kitap haline getirmeye çok istekli görünen yayınevleri, bu değerli yazıları bir gün kitap haline getirirler.

Yalçın, dünkü yazısında da Ecevit’in “çekinser” sözcüğünü “çekimser” yerine kullanmasına değinmiş.

Meclis İçtüzüğüne “çekinser” olarak giren kelimenin, daha önce “çekimser” olarak türetildiğini, genel kabul gören bu kelimenin kullanılmasını doğru bulduğunu söylemiş.

Şiar Yalçın daha önceki yazılarında da yanlış kullanılan bazı kelimelere örnekler vermişti.

Bunlardan bence en yaygını “ateş olsa cürmü kadar yer yakar” deyişindeki “cürüm” sözcüğü.

Sözün doğrusu “cirmi” olmalıymış. Çünkü “cürüm” ağır suç anlamına geliyor, cirim ise “cisim, hacim” demek.

Pavarotti’nin ‘doyumsuz’ sesi
Yalçın, haklı olarak, “ateş suçu kadar değil, hacmi kadar yer yakar” diye uyarıyor.

Mehmet Barlas da geçen hafta yazdığı bir yazıda “sayesinde” kelimesinin yanlış kullanımına takılmış.

Bu kelimenin olumlu bir anlam içerdiğini, oysa olumsuz cümleler içinde de kullanıldığına dikkat çekiyor.

Benim de bu tür takıldığım bir çok kelime var;

En çok yapılan hata da “doyumsuz” kelimesi ile ilgili.

“Doyumsuz” kelimesi nedense sık sık “doyulmaz” anlamına kullanılıyor.

“Pavarotti’nin doyumsuz sesi” dediğimizde, Pavarotti’nin sesinin dinlemeye doyulamayacak kadar güzel olduğunu değil, aksine “tatmin edilmemiş, tatminsiz” olduğunu söylemiş oluyoruz.

Geri iade etmek!
Bu kelimenin yanlış kullanımı o kadar yaygın ki, spor eleştirilerinden tutun da, müziğe, lezzete kadar her yerde insanları ve şeyleri “tatminsiz” yapıp çıkıyoruz.

Yaygın hatalardan bir tanesi de “iade etmek” fiili ile ilgili. Nedense bu fiili hep “geri iade etmek” şeklinde kullanıyoruz.

Oysa “iade” içerdiği anlam itibariyle “geriye doğru” bir hüküm ifade ediyor.

Bir şeyi “ileri iade etmek” söz konusu olmayacağına göre, yalnızca “iade etmek” olarak kullanmak yeterlidir ve doğrusu da budur.

Bir diğer yaygın hata “olanak” ve “olasılık” kelimelerinin birbirlerine karıştırılması ile ilgili.
“Olanak”, “imkan”ın karşılığında kullanabileceğimiz bir sözcük. Oysa olasılık “istatistiki bir ifade”. “Muhtemel” karşılığında kullanmak gerek.

“Olanaklarını zorlayarak çocuğunu İngiltere’ye gönderdi” cümlesindeki kullanım doğru. Aynı şekilde “büyük bir olasılıkla sarılık” biçimindeki kullanım da…

Yardımlarınızı bekliyorum
Bir de bu kelimeleri “olanak dahilinde” diye kullanan bazı yazarlar var.

“Olanak” zaten kullanıldığı cümle içinde yer alan fiili betimliyor. Bunu ayrıca “dahilinde” diyerek bir kez daha vurgulamak hem yanlış, hem saçma.

Ben farkında değildim. Mehmet Barlas, Amerikalı ünlü gazeteci William Saphire’ın The New York Times’da haftada bir bu tür dil yanlışlarını anlatan yazılar yazdığını söylüyor.

Artık ben de onun gibi davranmaya karar verdim. Türkçe bilgim her hafta bir yazı yazmaya yetecek düzeyde değil. Bu yüzden (bu sayede değil!), arada bir kafama takılanları sizlerle paylaşmayı tasarlıyorum.

Bu konuda sizlerden de yardım bekliyorum. Dikkatinizi çeken dil yanlışlarını bana bildirirseniz, bunları Posta okuyucuları ile paylaşabiliriz.

Herkesin bir ucundan çektiği Türkçe için belki de böylece ortak bir girişim başlatabiliriz.

Kendi dilimizi doğru konuşup, yazamazsak, bizi kim anlar, kim dinler?