Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Vildan'ın hayatından kim sorumlu?

Posta’nın bugünkü manşet haberini hazırlarken çok düşündük. Yazıişleri toplantılarımızın çok büyük bir bölümünü bu habere ayırdık.

Daha reşit bile olamamış bir kız çocuğunun dramını ve ardındaki toplumsal gerçeği yansıtmaya çalışırken, amacımızı çok aşabilir, gerideki acılı ailesini rencide edebilirdik.

Geleneksel gazetecilik yüzeyselliği ile olaya bakıyor olsaydık işimiz kolaydı.

Sonuç olarak 17 yaşında bir çocuk, -üstelik de tutucu görüşleriyle tanınan bir ailenin kızı- eroin komasına girerek hayatını kaybetmişti.

Haberin kendi içinde taşıdığı bu çelişki bile tek başına bir sansasyon için yeterliydi.

Ama amacımız sansasyon değildi. Böylesine bir olayı istismar eden akbabalar durumuna düşmek istemedik.

Bu yüzden Posta’nın manşeti, İstanbul’da çocuk yetiştirmeye çalışan tüm anne-babaların ortak feryadına dönüştü.

Çoğumuz farkında değiliz belki ama İstanbul’da gençler ciddi bir uyuşturucu tehlikesi altındalar.

Tehlikenin ulaştığı boyutları zavallı Vildan’ın dramında olanca çıplaklığıyla görmek mümkün.

Dinine bağlı, hatta tutucu bir ailenin gücü bile, çocuğunu bu canavardan korumaya yetmeyebiliyor.

Demek ki karşı karşıya olduğumuz tehlike, klasik genellemelere pek uymuyor.

12 Eylül paşalarının zannettiği gibi, gençleri tehlikeden korumanın yolu onlara sadece dini ve ideolojik eğitim vermekten geçmiyor.

Amerika ve Avrupa’nın bazı ülkelerine uyuşturucu ile mücadelede atılan önemli adımların ardından, uyuşturucu mafyası gözünü yeni pazarlara çevirdi.

Tıpkı, batıdan kovulan sigaranın kendine pazar olarak üçüncü dünya ülkelerini seçmesi gibi, uyuşturucu mafyası da refah düzeyi yüksek, buna karşılık uyuşturucu ile mücadelede hazırlıksız ve deneyimsiz pazarlara yöneldi.

Türkiye gibi, toplumun bir kesiminin Amerika-Avrupa standartlarında gelir ve tüketim alışkanlığı olan ülkeler de bu pazarın gözdeleri oldular.

Ülkemizde toplumsal tehlikeler karşısında erken uyarı sistemleri pek iyi çalışmıyor.

Emniyet güçleri, eğitimciler, ana-babalar ve medya çoğu zaman iş işten geçtikten sonra durumu farkedebiliyor.

Vildan’ın kötü kaderinin hiç olmazsa bu uyarı görevini yapmış olmasını diliyorum. O zaman belki yorgun bedeni 17 yaşında toprağa giderken, masum ruhu huzura kavuşabilir.

Bu işin bir de “eğlence” yönü var.

Yazbaşında valiliğin gürültü karşıtı girişimlerini “özgürlüğe darbe” diye algılayan ve küçücük çocukların ellerindeki içki kadehleri ile diskoteklerde eğlenmesini bir gelişmişlik ölçütü zannedenlere bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Bugün İstanbul’daki gece kulübü, diskotek ve barlardaki yaş ortalamasına dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız.

İstanbul barlarındaki kızlar kadar genç olanlarına sadece Filipinler’in, Tayland’ın batakhanelerinde rastlayabilirsiniz.

Bireysel özgürlükler konusunda hiçbir sınırın olmadığı Amerika’da 21 yaşın altındakilerin değil içkili gece kulüplerinde dolaşabilmesi, alkol satan dükkanlardan alış veriş yapmaları bile en ağır suçlardan sayılıyor.

21 yaşın altındakilerin içeri girmesine izin veren içkili eğlence yerleri bunun bedelini kapatılarak ödüyorlar.

Bir de Türkiye’de dönüp bakın.

17 yaşındaki Vildan’ın arkadaşları ile birlikte gece girdiği yer bir bar.

Yalnızca orası da değil.

İstanbul’un gece açık kalan bütün barlarında, gece kulüplerinde ve diskoteklerinde eğlenenlerin çok büyük bölümü bırakın 21’i, 18 yaşın bile altında.

Bütün bunlar ana-babaların, eğitimcilerin ve bunu denetlemekle görevli belediye ve kolluk güçlerinin gözleri önünde yaşanıyor.

Bir arkadaşım yetişme çağındaki çocuğu için bir psikolog ile konuşmuştu, bana da o aktardı.

Yetişme çağındaki gençler, etraflarında meydana gelen olayları kafalarının bir yerine tıpkı bir teyp gibi kaydediyorlarmış.

Psikolog bunu bir şarkıcının repertuarını oluşturmasına benzetmiş.

Başı sıkışan genç insan, yaşından kaynaklanan aculluk yüzünden, çözümü düşünüp, danışarak arayacağına, bu repertuara başvururmuş.

Eğer çocuğun kimliğini geliştirme sürecinde kendisine davranış önderi olarak seçtiği bir kişilik yoksa, bu tür repertuara başvurma olayları daha da artarmış.

Vergi kaçıran, nüfuz suistimali yapan, işini yürüten kaptan felsefesini yaşamının temeli haline getiren ana-babalarında, her geçen gün yeni bir rezillikleri ile karşılaştığımız siyasilerimizin de çocuklarımıza bir “model” olamadıklarını hiç unutmayalım.

Çocuklarımızın “repertuarlarını” barlarda, gece kulüplerinde oluşturduklarını söylememe bilmem gerek var mı?