Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bugün 27 Mayıs ihtilalinin 38. yıldönümü.

27 Mayıs sonuç olarak bir askeri darbeydi. İktidarı ellerinde bulunduranlar ne kadar ‘meşruiyetini yitirmiş’ de olsa, ne kadar ‘halk direnme hakkını kullanmış’ da olsa bir askeri darbeydi. Evet, DP döneminin siyasi sorumluları, ellerinde imkân olsa kendilerinin de muhalifleri için gayet rahatlıkla kurabilecekleri türden bir olağanüstü mahkemede yargılandılar. Ama bu gerçeği değiştirmiyor. 27 Mayıs arkasında çok büyük halk desteği de olsa bir askeri darbeydi.

Akıllarda hep aynı soru var: 27 Mayıs olmasaydı, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat süreci olur muydu?

Bugün bulunduğumuz yerden bakınca aslında belki de ’12 Mart olmasaydı, 12 Eylül de, 28 Şubat süreci de olmazdı’ demek daha doğru gibi geliyor bana..

27 Mayıs’ın bütün olumsuzluklarına rağmen Türk toplumuna en büyük katkısı 1961 Anayasası’ydı. Bugün Türk tarihinin en demokrat ve en gelişmiş Anayasası’nın Kurucu Meclis’te kabulünün de 37. yıldönümü.

1961 Anayasası bir ‘tepki’nin ürünüydü. İktidar gücünü muhalifleri ezmek için kullanmaya bir tepkinin ürünüydü. Örgütlenme hakkı elinden alınmış bir toplumun tepkisiydi. İktidar gücünün yasalarla sınırlandırılması ve toplumda gerçek bir demokrasi ortamı yaratılması amacını taşıyordu.

12 Mart’ın da hedefi bu Anayasa’ydı. Herkesin istediği gibi örgütlenme, düşüncelerini en açık şekilde ifade etme hakkına karşıydı 12 Mart. Onun için 12 Eylül de, 28 Şubat süreci de 12 Mart’ın çocuğu sayılabilir.

Bugün Avrupa sınırları dışına itilişimiz de 1961 Anayasası’nın getirdiği geniş özgürlükçü ortamın 12 Mart’tan sonra sınırlandırılmaya çalışılması ile başlayan bir sürecin sonucu sadece.

Bu nedenle bugün yaşadığımız sıkıntıların sorumluluğunun 27 Mayıs’ın üzerine yıkılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Evet, 27 Mayıs hiç olmasaydı daha iyi olurdu. Ama bugünkü Endonezya’da olanlara bakınca ’27 Mayıs o zaman olmasaydı, şimdi olurdu’ gibime geliyor.