Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ankara’da ‘saturday night fever’

Ankara Büro Şefimiz Hakkı Erdem telefonda, “İsmet Berkan’a bir şeyler oluyor, Ankara’yı sevdiğini söylemeye başladı” deyince, geçtiğimiz hafta sonu apar topar Ankara’ya gittim. İsmet’i görüp, pazar günü için yazdığı yazıyı da okuyunca Hakkı’nın endişelerinin boşuna olduğunu anladım, ama artık dönüş için çok geçti, mecburen geceyi Ankara’da geçirdim.

Ankara’da geçirdiğim ‘cumartesi gecesi’ni anlatmadan önce bir tespitimi aktarmalıyım. ‘Resmi coğrafya’da bize Ankara’nın bir Orta Anadolu kenti olduğu öğretilmişti. Meğerse bu da tıpkı, ‘resmi tarih’te öğretilenler gibi büyük bir palavradan ibaretmiş.

Hayır, Ankara bir Orta Anadolu kenti değil, tam tersine bir Kuzey Avrupa şehri. Bunu nereden anladığımı merak ediyorsanız söyleyeyim: Bütün kadınlar sarışın! Evet, Ankara’da gece gittiğim lokanta ve barlarda gördüğüm sayıda sarışın kadını, Göteborg’da bile göremezsiniz.

Yemekten sonra ‘Maydanoz’ isimli bir yere gittik. Bu arada Ankara’da konuşulan Türkçe ile yazılan Türkçenin birbirinden farklı olduğunu da öğrenmiş oldum. Salatalara, böreklere koyduğumuz bir ot, Ankara’da ‘mydonose’ şeklinde yazılıyor fakat ‘maydanoz’ diye okunuyor.

Ankaralıların eğlence anlayışları da biz diğer Türklerden bir hayli farklı. ‘Mydonose’da o gece sahneye Nükhet Duru çıkıyordu. Nükhet Duru inanılmaz sahne performansı ve muhteşem şarkılarıyla biz İstanbul’dan gelenleri kendinden geçirmeyi başardı ama Ankaralı hazirunun Mısır sfenksleri gibi oturmasını önleyemedi.

Benzerlerine dünyanın başka büyük kentlerinde bile zor rastlanacak mükemmellikteki lüks gece kulübüne gidip, dünyanın parasını neden ödediklerini bir türlü anlayamadım. Gece boyunca bir konferans dinler gibi sessiz ve sakin Nükhet Duru’yu dinlediler. Nükhet’in bu duruma dayanamayacağını biliyordum, nitekim öyle oldu ve masa masa dolaşıp insanları şarkılara katılmaya zorladı. Ama nafile. Masasının yanında Nükhet’i gören bir yandan yalancıktan el çırparken diğer yandan da göz ucuyla ‘Acaba müsteşar bey bizi görür mü’ diye etrafı süzüyordu.

Oradan çıkınca Türkçe şarkılar söyleyen ve ‘muazzam’ dans eden bir hanımın sahneye çıktığı ‘markasız – no name’ bir gece kulübüne gittik. Gece kulübünü hınca hınç dolduran kalabalıktan erkek olanlar masalarında oturuyorlar, kadın olanlar ise masalarının yanında ayakta göbek atıyorlardı.
Erkeklerin neden yerlerinde oturup ciddiyetle sigara içtiklerini, kadınların erkekler bu kadar ciddiyetle otururken nasıl olup da çılgınca dans edebildiklerini de anlayamadım. İsmet bana bunun bir ‘Ankara geleneği’ olduğunu söyledi.

Gece boyunca ulaşım için bindiğimiz taksilerin bir saunayı andırırcasına ısıtıldıklarına da şahit oldum. Sebebini sorduğumda bir taksi şoförü, “Biraz ısınsınlar, diye yapıyoruz abi” diye açıkladı durumu.

Sabah havaalanına giderken İsmet’e, “Sana bir iyi bir kötü haberim var” dedim. Kötü haberi hemen tahmin etti: “Anlaşıldı, bir süre daha Ankara’dayım.”