Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Daha hiçbir şey bitmedi

Abdullah Öcalan’ın yakalanışından üç gün sonra Radikal’de yazdığım yazının başlığı ‘İtalya ara durak’tı. Yazı şu sözlerle bitiyordu: “İtalya’nın da tıpkı Rusya gibi kısa sürede Apo’dan kurtulma yoluna gideceğini düşünüyorum. Önümüzdeki bir iki hafta içinde Apo’nun Libya gibi bir ülkeye ‘kaçtığını’ duyarsanız hiç şaşırmayın.”

Önceki gün İtalyan Mahkemesi’nin Abdullah Öcalan’ı ‘ikamete rapten’ serbest bırakma kararı almasını bu yolda atılmış bir adım olarak yorumluyorum.

Abdullah Öcalan’ın 30 bin kişinin ölümünden sorumlu olan bir örgütün yöneticisi olmasının yanı sıra, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklamak da dahil olmak üzere birçok – uluslararası suç işlediğini bizler gibi dünya’nın bütün demokratik ülkeleri de biliyor.

Türkiye’yi uluslararası alanda Suriye karşısında haklı kılan da, kaçtığı Rusya’da barınma imkânları bulamamasının da sebebi budur.

İtalya’nın kendine özgü koşullarından yararlanarak bu ülkeye kaçmayı başaran Abdullah Öcalan’ın şu andaki ‘zafer kazanmış’ görüntüsü de yine aynı nedenlerle aldatıcıdır.

İtalya, ister yeni hükümetinin uluslararası konulardaki tecrübesizliğinden olsun, ister bizim şu anda bilemediğimiz hesapları nedeniyle olsun Apo’ya ülkesine gelme işaretini vererek önemli bir hata yaptı.

İtalyan hükümet yetkililerinin Abdullah Öcalan’ı korur mahiyetteki demeçleri ve tavırları yalnızca Türkiye’nin değil başta Amerika olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin de tepkisini çekti.

Ancak, İtalyan hükümetinin Türkiye’nin iade talebine olumlu yaklaşması bu saatten sonra artık mümkün değil. Bir yandan Türkiye’de idam cezasının yasalarda mevcut olması diğer yandan da sığınma öncesi PKK ile yürütülen pazarlıklar İtalyan hükümetinin geri adım atmasını ve Apo’yu iade etmesini olanaksız kılıyor.

Bu, İtalya’nın Apo ve PKK için her şeyi göze alabileceği anlamına da gelmiyor.

Amerikan İnsan Hakları İzleme Komitesi’nin de açıkça terörist olmakla suçladığı bir suçluyu, üzerinde bunca diplomatik, siyasi ve ekonomik baskı varken İtalya koruyamaz.

Bu nedenle Apo’nun ‘evde oturmak üzere serbest bırakılması’ kararını, İtalya’nın bu beladan kurtulmak için atacağı bir adımın hazırlığı olarak görüyorum.

Apo için ‘kaçtı’ kılıfını hazırlamak elbette polis gözetiminde olduğu bir hastanede mümkün olamazdı. Dün Roma’da bir eve taşındığı açıklanan Apo’nun ‘kaçabilmesi’ artık çok daha kolay.

Bu açıdan bakınca Türkiye’nin ‘Apo’yu dünyanın hiçbir yerinde barınamaz hale getirme” politikasının yürüdüğünü ve sonuç almaya çok yaklaşıldığını söyleyebiliriz.

Apo’nun örgütü ile sıkı ilişkiler içinde olmasını engelleyecek, kendine bir üs oluşturmasına imkân vermeyecek bir çemberin içine alınması, şu anda moral bozukluğu içinde olan örgütün silahlı kısmının tasfiyesini hızlandırıcı bir faktör olacaktır.

Şimdi Türkiye’nin yapması gereken şey bir yandan İtalya üzerindeki baskıyı sürdürürken, diğer yandan da Apo’yu kabul etme ihtimali olan ülkeler nezdinde ciddi girişimlerde bulunmaktır.

Apo yakalandığı gün attığımız zafer çığlıkları ne kadar acelecilikse, Apo’nun İtalya’da serbest bırakılması kararının ardından düştüğümüz moral bozukluğu da o kadar aceleciliktir, Türkiye, Apo’nun etrafındaki ağı sabırla örmek, karşılaşılabilecek güçlüklerden yılmamak, pire için yorgan yakmamak zorundadır.