Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Gen haritası ve ahlaki değerler

İnsanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en önemli buluş olarak kabul edilen ‘genetik şifrenin çözümü’ öyle görünüyor ki bundan sonraki yüzyıllarda tüm dünyanın çehresinin değişmesine yol açacak.

Buluşun ne kadar önemli olduğunu burada tekrarlamama gerek yok. İnsanlar daha uzun ve daha kaliteli bir hayat sürebilecekler, bugün devası olmayan bir çok hastalık tedavi edilebilecek vs.
Projenin bir diğer önemli yönü uluslararası bir bilim konsorsiyumu tarafından yürütülüyor olması. Böylece ‘Soğuk Savaş’ın bitmesinin ve siyasi bloklaşmanın bertaraf edilmesinin ilk önemli ödülünü de almış bulunuyoruz. Bu, barış içinde yönetilen bir dünyanın gelecek kuşaklara neler vaat edebileceğinin de bir göstergesi.
Ancak konunun hiç ihmal edilmemesi gereken bir ahlaki boyutu var.
Ne yazık ki büyük keşiflerin tarihi ile insanlığın ahlaki gelişiminin tarihi birbiriyle koşut gitmiyor. Geçmişte yaşadığımız örneklerden ders almalıyız. Atomun parçalanmasının insanlığın gelişimi için ne kadar önemli olduğunu hatırlayın. Aynı atomun parçalanmasının dünyaya nasıl korku dolu günler ve acılar yaşattığını da..
ABD Başkanı Clinton’ın bu buluşu “Tanrı’nın dilini öğrenmek” olarak tanımlaması da ne kadar önemli bir noktada bulunduğumuzu doğruluyor. İnsanlık bugüne kadar kendisini ‘Tanrı’ zanneden delilerden çok çekti.
Uzayan insan ömrünün, dünyanın doğal dengesini nasıl değiştirebileceği konusunda henüz hiçbir şey bilmiyoruz. Gen teknolojisindeki gelişmelerin en azından yiyecek bulmak konusundaki sıkıntıları giderebileceği tahmin ediliyor ancak bugünkünden çok daha yaşlı bir dünyanın karşımıza yepyeni sorunlar çıkaracağı da bir sır değil…
Yeni bir tür ırkçılıkla karşılaşmak tehlikesi de var. Dünyanın fakir bölgelerindeki halkların bu gelişmeden daha geç yararlanabileceklerini tahmin etmek zor değil. Bu farklılığın insan türünü yepyeni bir bölünmenin eşiğine getirmesi tehlikesi var. Aynı şekilde, hayatlarının tek ideali erkek çocuk sahibi olmak olan çok büyük bir coğrafyadaki insanların yeni teknolojiler sayesinde bu emellerine ulaşmaları ihtimali de büyük bir tehlike olacak. Gen yapıları hastalıklara açık insanların, işverenler ya da öteki sosyal gruplar tarafından dışlanması olasılığı da göz ardı edilmiyor. Nitekim araştırmayı yöneten konsorsiyumun ABD ayağının başkanı ‘genetik devrimden’ yararlanmanın yasal çerçevesinin de bir an önce oluşturulması gerektiğinden söz ediyor.
Bu öyle bir yasal çerçeve olmalı ki dünyanın her yerinde benzer durumlarda benzer müeyyideler uygulanabilsin, buluş tüm insanlığın ortak yararına eşit olarak sunulabilsin.
İşin bu yönünü gerçekleştirmek de bilim adamlarından çok devlet adamlarına düşüyor ki bu da gelecek konusunda hemen fazla iyimser olmanın önündeki en önemli engel.
Ulusal sınırlar ve ulusal egemenlik hakları gibi klasik tanımlar, genetik devrimden yararlanmanın yasal çerçevesi söz konusu olduğunda nasıl değişecek? Nasıl bir uluslararası güç oluşturulmalı ki dünyanın her yerinde bu teknolojik gelişme barış ve insanların mutluluğu için kullanılabilsin? Şu anda mevcut uluslararası kurumların ne böyle bir gücü var ne de yapıları böyle bir gelişmeye göre evrilmeye hazır.
Çok önemli bir buluşun ilk gününde böyle moral bozucu konulara değinmemi doğru bulmayabilirsiniz. Ancak bunları bugünden düşünmeye başlamazsak, ahlaki değerlerimizi yeni gelişmelerin ışığında gözden geçirmezsek, bilimsel gelişmenin hızına ayak uyduramazsak bugün sahip olduklarımızı da yitirmekten korkarım.