Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hayat fani, ölüm ani..

İnsanoğlunun en çok korktuğu düşmanının ölüm olduğunu söylüyor Hesse. Yaşamın ve yaptığı işlerin geçiciliği düşüncesi.. Amiyane bir deyişle ‘hayatın fani, ölümün ani’ olduğu düşüncesi..

Bir gün mutlaka öleceğimizi hepimiz biliyoruz. ‘Gen şifresinin çözümü’nün ortalama ömrü 95 yıla kadar çıkarabileceği haberleri bunu değiştirmiyor. 1900 yılında doğan bir insan da o yıllarda bu bilimsel gelişme gerçekleşmiş olsaydı bugün yaşamıyor olacaktı. İnsanlığın bütün tarihi göz önüne alındığında bu en uzatılmış ömür süresinin bile bir toz zerreciği kadar olduğu açık.
Evet gerçek bu, ancak insanlık tarihi için bir toz zerreciği kadar anlam ifade eden bu süre, bireyin kişisel tarihi için çok önemli. İnsanlık için küçük, biz faniler için büyük bir süre bu.
İnsanoğlu bu en büyük korkusuyla açıktan savaşamaz. Bu savaştaki tek silahımız onu yok saymak, aklımıza getirmemektir. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarız. Mal mülk edinmeye, öğrenmeye, kalıcı bir şeyler yapmaya çalışırız. Bunu yaparken belli bir süre sonra ölebileceğimizi aklımıza bile getirmeyiz. Çünkü o duyguyla yaşayamayız, çalışamayız, öğrenemeyiz.. Uygarlık dediğimiz şey bu çabanın bir sonucudur.
‘Gen şifresinin çözümü’nün bir sonucu ortalama insan ömrünün uzamasıysa, bir başka doğal sonucu da gen şifremize kazınmış doğal ömrümüzün ne kadar olduğunu da öğrenmemize olanak tanımak olmalı. Başımıza bir kaza vs. gelmezse ne kadar doğal ömrümüz olduğunu bilerek doğacağız.
Bunun ne kadar korkulacak bir duygu olduğunu hissedebiliyorum.
Bir arkadaşımın internette bulup yolladığı bir ‘ölüm saati’ var. Doğum tarihinizi, cinsiyetinizi, hayata bakış tarzınızı (iyimser, kötümser vs.) girdiğiniz zaman önünüzde yaşanacak kaç saatiniz olduğunu hesaplıyor. Pis pis sırıtan bir kurukafanın yanındaki dijital göstergede saniyelerin geriye doğru hızla akıp gitmekte olduğunu görüyorsunuz. Bu elbette hiç bilimsel değeri olmayan bir bilgisayar şakasından başka bir şey değil aslında. Ama şaka olduğunu bildiğiniz halde, kurukafanın yanındaki saniyelerin hızla geriye doğru gitmesi, aklınıza hiç getirmemeye çalıştığınız o kaçınılmaz sonun nasıl bir tempoyla yaklaştığını hatırlatıyor insana.
Doğal ömrünüzü hangi yılın hangi günü saat kaçta tamamlayacağınızı bile bile normal yaşamınızı sürdürmeniz mümkün olabilir mi? Yarın bir doktor karşınıza geçip 8 ay sonra öleceğinizi söylediği anda bu gün yapmakta olduğunuz işleri yapmaya devam eder misiniz? Her sabah kalkıp işe gitmeye, toplumun kurallarına uymaya devam eder misiniz? Kendimize özel hayat olarak tanımladığımız şeyi, o hayatın hangi tarihte biteceğini bildiğimiz takdirde yaşamaya devam edebilir miyiz, yoksa yeni bir özel hayat tanımına mı geçeriz?
Tedavisi bugün için mümkün olmayan birçok hastalığı ortadan kaldıracak bir bilimsel gelişme öyle görünüyor ki ‘ölümden korku hastalığını’ besleyip, büyütmeye de aday.
Önümüzdeki on yılların filozofları bakalım bu yeni soruyu nasıl yanıtlayacaklar?