Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kültür şoku geçiriyorum

WASHINGTON – İki gündür Amerika’dayım. Philadelphia’daki Cumhuriyetçi Parti Kongresi’ni ya da Los Angeles’taki Demokrat Parti Kongresi’ni izlemek için buraya geldiğimi söylesem de inanmayacağınızı biliyorum.

Zaten ben de bunun için gelmedim. Gerçek böyle olsaydı çok ‘havalı’ olurdu ama ne yapalım ki burada buruşuk tişörtle sokaklarda dolaşan bir turistim sadece.
Yasemin’e göre iki gündür bir ‘kültür şoku’ içindeymişim. 12 yaşında ama bazen ‘bu çocuk eskiden büyük müydü?’ diye beni düşüncelere sevk eden sözler ediyor.
Yasemin’in iddiasına göre ‘kültür şoku’ üç değişik aşamadan oluşuyor ve ben henüz bunun birinci aşamasındaymışım. Yani etrafta gördüğüm her şeyi beğenme ve her şeyi sanki ilk kez görüyormuş gibi hayretler içinde kalma durumunda.. Bana “Merak etme baba” diyor, “yakında geçecek. Sonra her şeyden, Amerikalılardan ve Amerikan adetlerinden nefret etme durumu olan ikinci aşamaya geçeceksin.”
Ne yanıt alacağımı bilememenin verdiği korkuyla üçüncü aşamanın nasıl olacağını soruyorum. “Kendinle barışma dönemi” diye yanıtlıyor. Yani o zaman bir Türk olduğumu kabul edecek, Amerika’da iyi şeylerin yanında kötü şeyler de bulunduğunu fark edecek ve ‘biz niye böyle değiliz’ diye sebepsiz yere üzülmekten de ‘Türk zekâsı bunu böyle çözerdi’ diye sebepsiz yere övünmekten de kurtulacakmışım.
Hangi aşamalardan nasıl geçeceğimi elbette bilmiyorum. Ama buraya gelip de bir ‘şok’ yaşamamak mümkün değil. Artık buna isteyen ‘kültür şoku’ desin, isteyen başka bir isim bulsun.
Ama önce hikâyemi dinleyin lütfen: Bethesda’daki Dave & Buster’s alışveriş merkezinde bir oyuncakçı var. Dev bir mağaza. Mağazanın bir duvarını boydan boya kaplayan oyuncak kutularını görünce önce gözlerime inanamıyorum. Üzerinde ‘Sin City’ (Günah Şehri) yazılı kutuların içinde elektrikli sandalyeye oturtulmuş bir erkek bebek var. Oyuncağın adı ‘Death Row Marv’. Kutuyu okuyunca bunun aynı isimli bir çizgi romandan üretilmiş oyuncak olduğunu anlıyorum. Kutunun üzerinde ‘Original Shocker’ yazısı seçiliyor. Pilli bir oyuncak bu. Düğmesine basınca sandalyenin üzerindeki kırmızı ışıklar yanıp sönüyor, sandalyeye bağlı bebek, tıpkı vücuduna elektrik verilmiş bir idam mahkûmu gibi geriliyor, çırpınıyor ve sonra hareketsiz kalıyor. Elektrikli sandalye ile idamın simülasyonu bu.
Kutuda 13 yaşın üzerindeki çocuklar için olduğu yazılı ama dükkânda gezinip ‘oyuncağı test edenler’ arasında beş yaşında çocuklar bile var. 29 dolar 95 cente satılan bir ‘idam oyuncağı’… Hangi baba, hangi anne çocuğuna alabilir? (Ben acaba İsmet’e bir tane alsam mı diye düşünüyorum.) Satıcı oyuncağın çok ‘cool’ olduğunu söylüyor. Bence yetersiz bir tanımlama, ‘cold’ daha doğru olurdu diye düşünüyorum.
Çok ilgilendiğimi gören satıcı ‘Night-Strike’ Duke isimli bir başka oyuncağı gösteriyor. Elinde makineli tüfek olan bir asker bu. Karşılıklı ateş ettiklerinde eğer tüfeğin ucundan çıkan ışın karşıdaki bebeği bulursa, vurulmuş bir insan gibi elbisesi kan içinde kalıyor.
Elimdeki kutuda elektrikli sandalyeye bağlı olarak çırpınıp duran bebeğe bakarken bu oyuncaklarla büyüyen çocukların bir gün gelip ‘cumhuriyetçi’ ya da ‘demokrat’ olarak ABD Başkanı olabilecekleri gözümün önüne geliyor. Farkına varmadan tezgâhın tahtasına işaret parmağımı kıvırıp üç kere vuruyorum. Mavi gözlü, çok çok iri göğüslü satıcı kız hemen gülümsüyor: May I help you?
“Bana kimse yardım edemez, ben kültür şoku geçiriyorum” demek istiyorum ama sadece pis pis sırıtmayı başarabiliyorum.