Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Neden soyundular?

Bülent Erkmen’in ‘tasarladığı’ 32 Büst isimli kitap kamuoyunda tam da biz Türklerden beklenmesi gerektiği gibi karşılandı. Bu açıdan hiçbir özgün davranış sergilemediğimiz gerçeğini ilk not olarak yazalım.

Bir kısım aydın özellikle kitabın medyaya yansıyış tarzını eleştirdi. Örneğin Duygu Asena “Kardeşim İnci Asena’nın sanatsal bir çalışma için soyunmuş olması yaratıcılık. Ancak İnci’nin eski Türkiye güzeli olarak lanse edilmesi rahatsız edici. Etkinliğe şair olarak katılıyor” dedi. Benim kişisel eleştirim ise fotoğrafların yayınlanış tarzına ilişkin. Bütün fotoğraflar eşit büyüklükte yayımlanırken bir tek tiyatrocu Naz Erayda’nın fotoğrafı bütün gazetelerde belirgin biçimde öne çıkarılmıştı. Daha büyüktü, sayfanın merkezinde yer alıyordu vs. Bu açık cinsel tacizin sebeplerine ilişkin olarak benim görebildiğim bir tek şey var: Naz Hanım daha genç ve göğüsleri de bu nedenle daha güzel görünüyor! (Bu ifade tarzının da bir tür ‘taciz’ olduğunu düşünecek olanlara hak veriyorum, ama düşüncelerimi nasıl ifade edebilirdim?) Bu da medyamızın bir ‘sanat’ olayına nasıl yaklaştığını gösteriyor ki bu tavrın böyle olacağını da zaten en başında beklemek gerekirdi.
Her sanatsal üslup gençlik dönemini bir tür ‘karantina’ altında geçiriyor. Geçmişte de böyle oldu. Sanatsal üsluplar halkın beğenisini kazanana kadar o karantinada kaldılar, yadırgandılar. Ancak tanımı gereği yeni sanat esasen kitleleri karşısına almak ve öyle kalmak durumunda. Öz olarak halkın beğenisine karşı. Bu yüzden geniş bir kitle ona bir mana atfetmekte zorlanırken küçük bir azınlık yandaş olabiliyor. Bunların kimler olduğu da önemli değil, toplumda ‘bir avuç züppe’ olarak görülmeleri de.. Böyle bir sanat anlayışı var ve onu beğenip anlayanlar da var.
Bu bakımdan sanatçı içinden geldiği gibi davranmak hakkına, özgürlüğüne sahip. Bu onun var olma biçimi. Bülent Erkmen’i yaptığı işin grafik sanatının hangi tanımına girdiği ile eleştirebiliriz belki ama bunun bir anlamı yok. Aynı şekilde Tülin Altılar’ı çektiği fotoğraflar, Faruk Ulay’ı yazdığı öyküler için klasik eleştiri çerçevesi içinde eleştirebiliriz. Bunun da bir anlamı yok. Çünkü ortada bir başka bütün var ve bu tek tek üç sanatçının ‘icra’sından bağımsız bir bütün. Sonuç olarak anlamak, sevmek zorunda değiliz. Anlatmak, sevdirmek zorunda değiller.
Bu olayda yanıt bulamadığım bir şey hâlâ var: Neden soyundular? Gazetelerde yayımlanan röportajlar bu konuda bir fikir vermekten uzak. Bir sanat olayına katkıda bulunmak amacıyla soyunulduğu anlaşılıyor ama birey olarak soyunmanın onlar için ne ifade ettiğini anlayamıyorum. Soyunmak bu ‘gerçek’ dünyadan yeni bir soyut uzaya geçmekse, gözlükler, küpeler neden duruyor?
Çok sivri bir iddia olabilir benimki elbette, ama söylemeden geçmek de içimden gelmiyor: Bence bu etkinlik tek başına esasen Türk aydınının eylemsizliğinin bir başka göstergesi de aynı zamanda. Türk aydını özgürlükler için savaşmıyor, savaşıyor gibi yapıyor. Üretmiyor, üretiyor gibi yapıyor. Burada da aynı şey söz konusu: Soyunmuyor, soyunuyor gibi yapıyor. Fotoğraflar ‘büst’ değil de ‘tüm beden’ çekilmek istenseydi kaç tanesinin fotoğrafını o kitapta görürdük? Dürüst yanıt istiyorum.