Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Nisan ayını bekliyorum

Başbakanımız sayesinde konu kapsamlı bir Anayasa tartışmasına döndürüldü, ama işin özü değişmiyor:

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in görev süresini uzatmak.
Burada aslında en az eleştirilmesi gereken kişi Süleyman Demirel. Sonuç olarak Demirel 7 yıldır Cumhurbaşkanımız ve çok istese de sadece kendi kararıyla görev süresini uzatabilmek iktidarına sahip değil. Bu güce sahip olmadığı gibi kendiliğinden aday olmak olanağına da sahip değil. Seçime girebilmek için en az 110 milletvekili tarafından aday gösterilmesi gerekiyor ki bunu başarabilmesi de ancak TBMM’de grubu olan liderlerin desteğiyle mümkün.
Bu açıdan Süleyman Demirel’e yönelik itirazların onun siyasi kişiliğine dönük olarak yapılmasını doğru bulmuyorum. Burada artık eleştirilmesi gereken Süleyman Demirel değil, koskoca Türkiye’de bir cumhurbaşkanı adayı bulamayan, bir isim üzerinde anlaşmak için girişimde dahi bulunmayan parti liderlerimiz ve özellikle de Başbakan Ecevit’tir.
Demirel’e yönelik eleştiri elbette ‘artık yeter’ demeyi bilmiyor olmasından kaynaklanabilir ki bildiğimiz özellikleri nedeniyle böyle bir davranışı Demirel’den de bekleyemiyoruz.
Biliyorsunuz Süleyman Demirel’e ikinci kez aday olma olanağının önünü açan girişimin temel gerekçesi ‘kriz’ endişesi.
Daha önce yazdım ama bir kere daha tekrarlamakta fayda var. Sorun eğer bir cumhurbaşkanı adayı bulup seçememek yüzünden TBMM’nin yeniden seçime gitme zorunluluğundan kaynaklanıyorsa bu aslında kriz yaratıcı değil, tam tersine kriz olasılığını ortadan kaldırıcı bir faktör.
12 Eylül 1980 öncesinde uzun süre cumhuraşkanı seçilememesine duyulan tepki nedeniyle Anayasa’da yapılan düzenlemenin amacı da bu: Meclis’i bir ortak aday etrafında buluşturmak. Anayasa cumhurbaşkanı seçimi için yapılacak oylama turlarında değişik çoğunluklar arayarak (başlangıçta üye tam sayısının üçte ikisi, üçüncü ve dördüncü turlarda da üye tam sayısının salt çoğunluğu) bu uzlaşmayı da kolaylaştırıyor. Elbette uzlaşmaya niyetli olanlar için…
Böyle bir girişim için daha bir tek adım atılmadan, bir uzlaşma zemini bulunup bulunamayacağı tartışılmadan kestirmeden giderek Demirel’in görev süresini uzatmak her şeyden önce TBMM’deki temsilcilerimizin görevlerini hakkıyla yapmadıkları anlamına da geliyor. Ancak bu tablonun TBMM’deki ezici çoğunluğu rahatsız etmeyeceğini de artık çocuklar bile biliyor.
Artık cumhurbaşkanlarının ikinci kez seçilmelerine de olanak tanıyan 5 artı 5’lik formülün Anayasa hükmü olması kesin gibi. Aynı şekilde Süleyman Demirel’in beş yıl için yeniden seçileceğine de kesin gözüyle bakabiliriz.
Ama hâlâ merak duygumu yenmeden edemiyorum. Acaba TBMM’de liderlerin bu oldubittisine hayır diyecek ve aday olarak Süleyman Demirel’in karşısına çıkma cesaretini gösterecek kaç yürekli milletvekilimiz var? Kendisini birey olarak böyle bir göreve layık görmeyen bir milletvekilinden bu ülkeye ve seçmenlerine ne kadar hayır gelebilir? Milletvekilliği sıfatı, parti liderlerinin pazarlık yaparken kullandıkları kelle sayısından ötede bir anlam ifade etmiyor mu? Nisan ayında bu sorularımızın da yanıtını alacağız..