Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Özel hayat şampiyonları neden sustu?

 Son günlerde bütün dünyanın ortaklaşa merak ettiği konu herhalde Başkan Clinton’ın cinsel hayatı olmalı. Internet’te ulaşabildiğim her haber kaynağında Clinton haberi var. Görebildiğimiz kadarıyla dünyanın en ünlü gazeteleri de bu konuyla yakından ilgileniyorlar. Türk basını da kimisi manşetten, kimisi daha küçük ama genellikle birinci sayfadan olmak üzere Clinton haberlerini okuyucularına ulaştırıyorlar.

Clinton’ın seks hayatı ile herkes o kadar ilgili ki bizim borsamız bile Clinton’ın yalanlamasından sonra “rahat bir nefes” almış. Kimbilir dünyanın büyük borsalarında bu haber nasıl bir titizlikle takip ediliyor?

Ben bir yandan Clinton’ın maceralarını takip ediyorum, bir yandan da yan gözle Türk basınının “özel hayat” şampiyonlarını izliyorum.

Özellikle Diana’nın ölümünden sonra Türkiye’de de atağa kalkan ve basına sansürü “özel hayatın dokunulmazlığı” kılıfı ardına gizleme meraklısı birçok kişi sus pus olmuş durumda.

Clinton’un özel hayatının kamuoyu önünde didik didik edilmesi, cinsel fantezilerinin ortalığa dökülmesi, hatta birlikte olduğu hanımların elbiselerindeki lekelerin DNA testine tabi tutulması bile “sansürcülerden pek bir tepki görmüyor.

Özel hayatın dokunulmazlığını bahane edip basına sansürü savunanlara göre, ya Clinton’ın özel hayatının detayları çok önemsiz, ya da “özel hayat’çılar çifte standart uyguluyorlar.

Moda deyişle “bu satırların yazarı”, kamu çıkarı söz konusu olduğu zaman özel hayatın dokunulmazlığının olamayacağını savundu

Şeyh Müslüm Gündüz, Fadime Hanım ile basıldığında da aynı şeyi söyledi, şimdi de aynı şekilde düşünüyor.

Clinton’ın özel hayatının bilinmesinin kamu açısından yararı şu oldu: Böylesine önemsiz bir konuda bile yalan söyleyebilen bir politikacı, yarın çok daha önemli konularda da yalan söyleyip kamuoyunu yanıltabilir. Bu nedenle özel hayatında yaptıklarının hesabını doğru olarak vermeli, yalan söylediyse bunun bedelini de başkanlıktan ve politikadan uzaklaştırılarak ödemelidir.

Basının özel hayat üzerindeki denetimi kamu kişiliklerinin “ya göründükleri gibi olmalarını, ya da oldukları gibi görünmelerini” sağlamaya yöneliktir.

Bu nedenle başı açık her kadını potansiyel fahişe olarak gören ve bunu kamunun önünde bir siyasi – toplumsal görüşün ifadesi olarak savunanların gerçekte nasıl yaşadıklarını bilmek kamuoyunun hakkıdır; Müslüm Gündüz olayı bunun iyi bir örneğidir.

Fakirlik edebiyatını siyasi söylemlerinin ortasına getirip oturtanların cuma namazı kılarken ortaya çıkan çoraplarının altında Versace markasının olduğunun fotoğrafla tespiti de aynı şeydir.

Mezarlık ziyaretlerinde ya da İslami toplantıların açılış törenlerinde başlarında örtü ile basına boy boy poz verip bundan siyasi yarar sağlamaya çalışanların, gözlerden uzak olduklarına inandıkları anda mayolarıyla jimnastik yapmalarının görüntüleri de bu açıdan “gerçek bir haberdir” ve bu fotoğrafların yayımı ile özel hayatın dokunulmazlığının bir ilgisi yoktur.

Toplum önünde belli davranış kalıplarını, belli ahlaki değerleri savunan kişilerin yalan söyleyip söylemediklerinin özel hayatlarının takibi yoluyla kamuoyuna yansıtılması bu çıkarın kollanmasının bir gereğidir ve basının asli görevlerindendir.

Aslolan her zaman kamu çıkarıdır ve özel hayatı koruma bahanesi ile basına getirilmek istenen sansür bu çıkarın korunmasına zarar verir. .

Bakanlar Kurulu’nun TBMM’ye sunduğu yeni ceza yasasındaki “özel hayatın dokunulmazlığı” hükümlerinin, yasa görüşülürken bir de bu açıdan değerlendirilmesi gerekiyor.