Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Özfatura'ya şehircilik dersi

 KİEV – Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in gezisinin bence en eğlenceli yönlerinden birisi iki ülkenin ‘bölgede çevrenin korunması alanında işbirliği’ni öngören bir çerçeve anlaşmanın da imzalanmış olması.

Biliyorsunuz Çernobil, Ukrayna sınırları içinde. Ve Çernobil benzeri daha birçok nükleer santral Ukrayna’da faaliyet gösteriyor. Anlaşmanın öteki tarafında da Türk hükümeti aleyhte verilen mahkeme kararlarına rağmen Gökova Termik Santralı’nı çalıştırmaya devam ediyor. Fıkra gibi…

Cumhurbaşkanı Demirel, Ukrayna Cumhurbaşkanı Kuchma’ya Türkiye ile Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Çek ve Slovakya cumhuriyetleri arasında imzalanan ‘serbest ticaret anlaşması’nın bir benzerini teklif etti. Böylece bölgede ticaretin serbestçe gelişebileceği bir ekonomik alan yaratılması yolunda çok önemli bir adım atılacağını düşünüyor.

Cumhurbaşkanı bu arada Türkiye’nin önümüzdeki 30 yıl içinde 150 milyar dolarlık savunma malzemesi satın alacağını da açıkladı. Gerçi bu açıklama son üç yıldır sürekli yapılıyor ve büyük bir ihtimalle paranın bir bölümü de harcandı ama rakam nedense pek değişmiyor.

Ukrayna açısından bunun önemi çok büyük. Çünkü Sovyetler Birliği döneminde Ukrayna, Sovyet silah endüstrisinin merkezi durumundaydı. Şimdi de özelleştirmenin ardından T-84 tanklarının üretildiği tesisin Türklerle ortak işletilmesi gündemde.

Cumhurbaşkanı böylece ‘havucun ucunu’ göstererek Ukrayna’nın özellikle PKK ve organize suçlar konusunda Türkiye ile işbirliği içinde olmasının kendisine ne gibi yararlar sağlayabileceğini hissettiriyor.

Dünkü yazımı okuyan okuyucular hatırlayacaklar, Ukrayna neredeyse bütün varlığıyla mafyaya teslim olmuş bir ülke. Türkiye ile Ukrayna bölgede bu tür örgütlü suçlara karşı ortak çalışma arzusunu belirtiyor. Ama bunun nereye kadar gerçekleşebileceği, demin de söylediğim gibi ülkenin özellikleri itibariyle pek belli değil.

Ayrıca Türkiye de kendisi açısından örgütlü suçlarla mücadelede pek de iyi bir sicile sahip değil. Susurluk Çetesi’nin seçkin mensuplarının Akın Birdal olayında bir kez daha açığa çıkmaları, bu konuda Türkiye’nin de daha çok yol alması gerektiğini gösteriyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev her türlü yoksunluğa rağmen gerçek bir ‘kent’. Geniş parklar, Dinyeper kıyısı boyunca uzanan yeşil alanlar ve kentin her yanını saran kestane ağaçlarıyla şehir bir tatil beldesini andırıyor. Kentin sembolü de zaten kestane çiçeği..

Şehir İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük bir yıkıma uğramış. Ama arkasından gelen sosyalist yönetim neredeyse tüm varlığıyla kendisini bu kenti yeniden diriltmeye adamış sanki…

Her yer ‘Stalin gotiği’ binalar, ağaçlık geniş bulvarlarla dolu. Kentin eski kısımları da varlığını hâlâ koruyor. Demirel’in heyetinde yer alan İzmir Belediye Başkanı için ilginç bir deneyim olmalı. Belki sokaklarda yürürken bazı şeyleri yıkmadan ve eskinin güzelliklerini de koruyarak bir kentin geliştirilebileceği konusunda ders almıştır diye ümit ediyorum.

Stalin döneminde yıkılan ve kentin merkezinde yer alan ‘Koruyucu Berestovo’ kilisesi de yeniden inşa ediliyor. Ukrayna gibi her tek kör kuruşa ihtiyacı olan bir ülkenin, kentin tarihi yapısını korumak için bunca masrafı göze almış olması biz Türkler için gerçekten ilginç.

Bizler için ilginç olan bir başka husus da araçların yaya geçitlerinde yaya gördükleri zaman durup yol vermeleri… Medeniyet kolay öğrenilen bir şey değil. Ve bütün fakirliğine rağmen Ukrayna medeni bir ülke. Sorunlarını bizden önce çözüp, Avrupa Birliği’ne bizden önce girerlerse de sakın şaşırmayın.