Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yeşil Kiev'deki adamın anıları

 KİEV – Herhangi bir Türk kentine havaalanı yönünden girerseniz göreceğiniz manzara üç aşağı beş yukarı birbirine benzer. Yol boyu sıvasız gecekondular, tepelerinde demir fiIizleriyle kat çıkma fırsatını kollayan ‘apartman yavruları’, fakirlik ve tek tük ağaç… Benzeri manzaraya dünyanın öteki azgelişmiş ülkelerinde de rastlar; ‘Acaba İstanbul’da mıyım’ diye tereddüde düşersiniz. Rio, Buenos Aires, bir parça Lizbon… Manzara hep aynıdır…

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gelirken de benzeri bir manzara ile karşılaşacağımı umuyordum.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri her yıl daha da fakirleşen ve küçülen ekonomisiyle bu ülkenin başkentinin de aynı fakirlik görüntüsü ile bizi karşılayacağını bekliyordum. Yanılmışım.

Kiev yemyeşil ormanlarla çevrilmiş bir kent. Havaalanını kente bağlayan geniş bulvarın iki yanı insanda bir parkın içinde yolculuk yapıyormuş duygusunu uyandırıyor. ‘Yeşil’ unvanı bizim Bursa’dan daha çok bu kente uyuyor sanki… İnsan dünya tarihinin en büyük nükleer faciasının yaşandığı Çernobil’in bu kadar yakınında böyle bir kent görüntüsü beklemediği için biraz şaşırıyor.

Kyiv (Kentin asıl adı bu. Sanıyorum dilimiz dönmediğinden biz Kiev diyoruz) 5. yüzyılın sonlarında kurulmuş tarihi bir kent. 1500 yıllık geçmişine rağmen kente asıl damgasını vuran görüntü, sosyalist ekonomi döneminin ‘toplu konutları’… Bu yönüyle diğer eski Doğu Bloku kentlerinin bir kopyası sanki.

Ukrayna’nın dış ticaretinde Türkiye’nin çok büyük bir önemi var. Dünden beri birlikte Ukrayna’da bulunduğumuz Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in gezisinin amacı da bu ticaretin daha da sağlam temellerde gelişmesi.

Kiev’i biz Türkler daha çok filmlerden ve ünlü futbol takımından tanıyoruz. ‘Kiev’deki Adam’ hâlâ anılarımızda tazeliğini koruyor. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işgali ve bir kısım Ukraynalının Nazilerle işbirliği yapması sonucunda kent bir zamanlar Yahudi azınlık için bir cehennem olmuştu. Bugün o eski kötü anıların izlerini görmek neredeyse imkânsız. Kente artık Naziler ve ardçıları komünistler değil, mafya hâkim.

Ukrayna diğer eski Doğu Bloku ülkeleri içinde mafyanın en çok damgasını taşıyan bir ülke. Kırım’ın özerk parlamentosu 28 mafya ailesinin şeflerinin milletvekili olarak temsil edildikleri bir parlamento olmuş. Hatta Internet’ten öğrendiğimize göre, bu şefler mecliste kendilerine birer grup kuracak kadar da çoğunluğa sahiplermiş. Banka sistemi büyük ölçüde mafya kontrolünde. Burada söylentilere bakılırsa ‘banka’ sözünün yerini ‘bandistkaya’ almış. Banditskaya, ‘eşkıya’ anlamına kullanılıyor.

Bir zamanlar futbol dahisi Lobanovski döneminde tüm dünyaya ‘total futbol dersi veren ve futbol çevrelerinde bir ‘makine’ye benzetilen Dinamo Kiev’in bile mafyanın kontrolünde olduğu söyleniyor.

Kent elbette Dinamo taraftarı ama bir Türk’ün kendisini ‘Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde zannetmesi için her şey mevcut. Ukrayna’nın bayrağı sarı-lacivert iki parçadan oluşuyor, her yer bayrak ve ulusal renklerle dolu.

Ukrayna’da Cumhurbaşkanı’nın gezisi iki gün sürecek. Üçüncü gün Ukrayna’ya bağlı özerk bir yönetim olan Kırım’a geçeceğiz. Karlofça’dan beri ilk kez bir Türk devlet adamı Kırım’a ayak basacak. Bir zamanların ünlü özgürlük kahramanı Cemiloğlu ile görüşecek. Tüm dünya Gulag’da çile çeken Soljenitsin gibi aydınları tanıyor, ama hayatı ondan daha da çileli mücadelelerle dolu olan Cemiloğlu’ndan kimsenin haberi yok.

Kiev ile ilgili ilk izlenimlerim bunlar. Yarın bu ‘porselen ciltli kadınlar kenti’nden yeni izlenimlerle birlikte olacağız.