Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Saraybosna'ya hoş geldiniz

 Bir arkadaşım Titanik’i neden görmek istemediğini sorduğumda şöyle demişti: “Titanik gibi çok reklamı yapılan filmlere gitmiyorum, çünkü onların çıkardığı gürültü arasında bir sürü iyi film yok olup gidiyor.”

Önceki gece ‘Saraybosna’ya Hoşgeldiniz’ isimli filmi izlerken bu sözler geldi aklıma.

Salonun neredeyse yarıya yakını boştu.

Ben Bosna’nın her köşesinde işlenen insanlık suçlarına ve yaşanan dramlara karşı biz Türklerin hiçbir zaman gereken hassasiyeti göstermediğini düşünenlerdenim. Ne Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devlet olarak, ne de biz Türk vatandaşlarının özgür dünyanın birer üyesi olarak Bosna’da olup bitenlere karşı üzerimize düşen her şeyi yapmadığımıza inanıyorum.

İngiliz yönetmen Michael Winterbottom’un, Michael Nicholson’ın kitabından yola çıkarak çektiği ‘Saraybosna’ya hoşgeldiniz’ filmine gösterdiğimiz ‘ilgi’nin de bu genel ilgisizliğin bir devamı niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

21. yüzyıla girerken ‘özgür ve demokrat Avrupa’nın göbeğinde’ olup bitenlerin, işlenen cinayetlerin, sistemli soykırımın bir fotoğrafını çekiyor film. Çoğu özgün haber filmlerinden alınmış sahnelerle, savaşın hemen ardından Saraybosna’da çekilen filmin son derece etkileyici bir kurguyla bir araya getirilmesiyle yaratılmış müthiş bir film.

Filmi izlediğinizde gerçek sinemanın gücünün ne olduğunu da görüyorsunuz. Işıklar ‘beş dakika ara’ için yandığında bu etkiyi izleyicilerin tümünün üzerinde görmek mümkündü. Kimse yerinden kıpırdayamadı, Bosna’da işlenen cinayetlerin tüm ağırlığıyla omuzlarımıza çöktüğünü hissettik. Yerimizden kalkıp patlamış mısır alırsak, sanki o insanlık suçlarına iştirak ediyormuş olacağız gibi geldi hepimize.

Bu filmi mutlaka görmelisiniz. Acılı Bosna’nın çığlığına tanıklık etmek, cinayetlerin cezasız kalmasına isyan ettiğinizi göstermek, insanlığın ortak hafızasının bu suçu hiçbir zaman unutmayacağını göstermek için…

Orada ölenler, sakat bırakılanlar bizim kardeşlerimizdi. Çektikleri acıları zamanında fark etmemiş olsak da…