Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Verdiysem ben verdim, dövdüysem ben dövdüm!

Sanıyorum Süleyman Demirel’in son kez başbakan olduğu dönemde söylediği “Verdiysem ben verdim, kime ne?” sözünü herkes hatırlıyor.

Kısaca İlksan olarak bilinen İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı’ndaki önemli bir yolsuzluğun ortaya çıkmasından sonra söylenmişti.
Yolsuzluğa karışanlardan birisi eski Adalet Partisi’ne ve Süleyman Demirel’e yakın bir işadamıydı. Sandık kaynaklarının böylesine bir yolsuzluğa konu olmasının ancak bir ‘siyasi irade’ gerektirdiği ortaya çıktıktan sonra Süleyman Demirel, kendisini ve yolsuzluğa karışanları böyle savunmuştu.
Bugün ikinci kez seçilme hazırlıkları yapan Cumhurbaşkanı’mızın o zamanlar söylediği bu sözle, İstanbul Valisi’nin karakollarda falaka ve filistin askısı bulunması üzerine söylediği “Ne olmuş yani, birileri karakolda bir sopa bulmuş” sözlerindeki akrabalığa dikkatinizi çekmek istiyorum.
Her iki söz de bir bakıma aynı zihinsel durumun bir ürünü ve bu özelliğiyle de ‘doğulu’ bir karakter taşıyor.
Bu esasen gücü bir kez eline geçirenin kendisini her zaman haklı gördüğü, yürürlükteki yasaları işine geldiği gibi yorumladığı hatta çoğu kez kendisini bir padişah gibi ‘kural koyucu’ olarak tanımladığı bir ‘durum’a işaret ediyor.
Her iki olayda da güç sahiplerinin davranış saikleri aynı: Ben devletim, canım ne isterse onu yaparım..
Birinde bir başbakan önemli bir yolsuzluk olayı karşısında yetkilileri ve kanunun gücünü harekete geçirmek yerine, kendisini dünyanın merkezine koyuyor hatta belki de o yolsuzluğa göz yumulması emrini bizzat veriyor. Hesap vermek ihtiyacını da hiçbir zaman hissetmediği için hesap sormak isteyenlere de ‘size ne’ diyebiliyor: Verdiysem ben verdim.. Çünkü ben dünyanın merkeziyim, çünkü ben yaptıysam doğrudur..
Vali’nin tavrında da aynı şey söz konusu. Karakolda ortaya çıkan bir işkence aleti karşısında en büyük mülki amirin bütün yetkilerini ve yasalardan aldığı gücünü göstermesini beklerken ondan işittiğimiz ‘ne olmuş yani’den ibaret kalıyor. Çünkü ben devletim, kimi istersem döverim, nerede istersem orada döverim, siz bana karışamazsınız.. Böyle düşündüğü içindir ki istifa etmek zorunluluğunu da hissetmiyor.
Demirel’in bu sözü söyledikten bir süre sonra Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlarsak, bugünkü ‘işkence aleti örtbas edicisi’ Vali Bey’in de yakında İçişleri Bakanı olduğunu görürsek şaşırmamalıyız.
Şimdi merakla bekliyorum. İstanbul Valisi bakalım görevden alınacak mı, ne zaman alınacak?
Dün İçişleri Bakanı Saadettin Tantan TBMM’de yaptığı konuşmada işkenceyi önlemeye kesin kararlı olduklarını, bunun için gerekli hukuki altyapının devletin kurumlarına sağlanacağını söyledi. Samimi olduğuna inanıyorum. Tantan’ın, işkenceye en az benim kadar karşı olduğundan bir an için bile kuşkulanmadım. Ama böylesine kararlı bir bakanın dün TBMM’de yaptığı konuşmanın hiç olmazsa bir cümlesinde TBMM komisyonu üyeleriyle ile adeta alay eden Vali Bey hakkında bir tek söz bile söylememiş olmasını da anlamlı buluyorum. Tantan’ın konuşmasında Vali’nin görevden alınacağına ilişkin her hangi bir belirti yok. Vali’nin davranışının yanlış olduğuna ilişkin bir işaret de yok. Kendisine bağlı bir yüksek memurun ayıbını örtmek için söylenmiş bir özür ifadesine de rastlayamadım.
Yoksa Tantan da Vali’yi haklı mı buluyor? ‘Bir sopadan ne çıkar’ mı diyor? Eğer böyle diyorsa ‘işkenceyi önlemeye kararlıyız’ sözlerinin inandırıcı olmasını nasıl bekliyor?