Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Vali Bey'in marifetleri

Bugün Adli Tıp Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın başına gelenleri anlatacağım.

Olay, üç gün önce yazdığım sendikacı Süleyman Yeter’in işkence altında ölümü ve karakolda bulunan işkence aletleri için ‘bir sopa bulmuşlar’ diye alay eden İstanbul Valisi Erol Çakır ile ilgili.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nde görev yapıyor. Türkiye’de çalışan 13 Adli Tıp profesöründen biri. Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, ABD İnsan Hakları İçin Hekimler Kuruluşu gibi önemli birçok uluslararası kuruluşta görev yapmış. Görevi gereği kendisine gelen bir dosya
için de rapor düzenliyor. Dosya tahmin edebileceğiniz gibi sendikacı Süleyman Yeter ile ilgili ve kurbanın işkence gördüğünü belgeliyor.
Bunun üzerine İstanbul Valisi, Adalet Bakanlığı’na bir yazı yazarak Prof. Fincancı’nın görevden alınmasını istiyor. Şimdi Vali Bey’in 19 Ekim 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı’na yazdığı yazıdan bazı bölümleri okuyalım:
“İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Bölüm Başkanı Rasime Şebnem Korur Fincancı’nın illegal sol görüş sempatizanı olarak tanındığı, yasadışı örgüt mensubu ve sempatizanı olan kişilerin rapor ve tahkikatlarında lehlerine hareket ettiği, polis aleyhine tutum ve davranışlarda bulunduğu, sanıkların kati raporlarında polisi suçlu çıkarmak için aşırı çaba sarfettiği, bunun son örneğinin, sözde gözaltına alındığı sırada İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde işkence sonucu öldürüldüğü ileri sürülen Süleyman Yeter ile ilgili hazırlanan raporda görülmüştür… Objektifliği konsunda kuvvetli şüpheler bulunan Fincancı’nın görev aldığı kurulda adaletin sağlıklı işlemesi için yapılan işlemlerde sık sık problemlerle karşılaşıldığından adı geçenin uygun görülecek başka bir görevde değerlendirilmesi uygun olacaktır.”
Bu yazı üzerine Adalet Bakanlığı, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’nı harekete geçiriyor ve Savcılık, Vali’den delillerini bildirmesini istiyor. Vali Bey de Emniyet Müdürlüğü’nden savcılığa gönderilmek üzere delil toplamasını istiyor. Bulunan deliller müthiş: Prof. Fincancı’nın çantasından yirmi yıl önce yapılan bir arama sırasında yasak bir kitap çıkmış. Bu da yetmemiş Prof. Fincancı meğerse bir başka öğretim üyesi ile ilgili olarak üniversitede açılan bir soruşturmada da öğretim üyesi lehine oy kullanmış!
‘Terörist sızma’nın ne boyutlara vardığını görüyorsunuz.. Ancak ne yazık ki ülkemizin savcıları Vali Bey kadar zehir hafiye olmadıkları için Vali Bey’in suç duyurusu hakkında takipsizlik kararı vermişler, dava açmaya bile gerek görmemişler. Savcıların kendilerine delil diye sunulan bu uyduruk öykülere bakıp “vah Türkiye’ye, bu adam nasıl Vali olmuş” diye içlerinden düşündüklerini tahmin edebiliyorum.
Şimdi Başbakan’a ve İçişleri Bakanı’na sormak istiyorum: İşkence aletlerini bulan TBMM komisyon üyeleriyle alay eden, işkenceyi örtbas etmek için adli tıp görevlileri üzerinde baskı kuran, bu da sökmeyince uyduruk suç duyurularıyla adli tıp görevlilerini terörize eden ve savcılıkları boşuna meşgul eden İstanbul Valisi’ni ne zaman görevden alacaksınız? Valiler’in görevleri ve yetkileri arasında adli tıp kurumlarının düzenlediği raporların doğruluğu hakkında karar vermek de var mıdır? Emniyet müdürlükleri ne zamandan beri üniversitelerin iç soruşturmalarını fişliyor, kimin hangi yönde oy kullandığını arşivliyor? Emniyet müdürlüklerinin böyle bir yetkisi var mıdır? Başlarındaki mülki amirin işkence kanıtlarını örtbas edeceğini bilenleri işkence yapmaktan nasıl caydıracaksınız? Hükümetin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin işkenceye kesinlikle karşı olduğunu, işkenceyi yapan kadar işkencecileri koruyanları da cezalandıracağını göstermenin zamanı gelmedi mi?