Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yapmadığım bir bu kalmıştı!

Ayşe Arman benimle bir röportaj yaptı. Fotoğrafçı Sebati Karakurt ile birlikte eve geldiler ve beni üç saatten fazla süren sıkı bir işkenceden geçirdiler. Röportaj bugünkü Hürriyet Pazar’da yayımlanacak.

Fotoğrafların nasıl çıktığını, beni göbekli gösterip göstermediğini bilmiyorum. Ama Ayşe’nin telefonda anlattıklarına bakılırsa ‘iyi bir röportaj’ olmuş. “Sanki dünya ile dalga geçiyormuşsunuz gibi oldu” diyordu.
İtiraf ediyorum, biraz dalga geçtim.
Ayşe’de özel bir röportajcı yeteneği olduğunu yıllar önce Aktüel’i yayımlarken anlamıştım. Daha sonra peşimden Hürriyet Grubu’na gelmesini istememin nedeni de buydu.
Sebati de bizim ilk Aktüel ekibimizdendi. Yanlış hatırlamıyorsam o yıllarda fotoğrafçılık öğrencisiydi.
Röportaj boyunca üçümüz de tedirgindik. Onların tedirginliği vaktiyle yaptıkları röportajları, çektikleri fotoğrafları beğensem bile asık yüzümden ve “bu da röportaj mı, bu da fotoğraf mı” söylemimden hiçbir zaman taviz vermemiş olmamdan kaynaklanıyordu. Benim tedirginliğim de “işte şimdi ellerine intikam fırsatı geçti. Bakalım başıma ne işler açacaklar” sorusunun yanıtını bilmiyor olmamdan…
İşin en zor kısmı “Ayşe sen bu soruyu sormamış ol” diyemememdi. Yıllarca “neden şu soruyu da sormadın, neden bunu da sormadın” diye terlettiğim bir meslektaşıma şimdi bunu yapamam diye düşündüm. Ne yalan söyleyeyim o da beklediğimden kibar çıktı ve intikam almaya kalkışmadı. 44 yaşında bir insanı yalan söylemek zorunda bırakacak sorular sormadı.
Şimdi nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Bir yazar ile yapılmış uzun bir konuşma okumuştum. İsmini değil ama çok tanınmış bir yazar olduğunu hatırladığım konuşmacı bir yerde şöyle diyordu: “Yazarlık teşhirciliktir. İnsan çırılçıplak soyunup kamunun karşısına çıkar. Yazar olacaksan önce anneni ve babanı öldüreceksin. Sonra da öteki yakınlarını..”
Soruları yanıtlarken zaman zaman böyle bir duyguya da kapıldım. O zaman da işi dalgaya vurdum, okuyucularla birlikte gülelim istedim.
Ama en çok bugün güleceğimi tahmin ediyorum. Verdiğim komik pozlara Türk basınının ciddiyet timsali büyüklerinin neler diyeceğini merak etmiyor değilim. Bazı ağabeylerimin “Radikal gibi ciddi bir gazetenin genel yayın yönetmenine bu zevzeklikler yakıştı mı yani” diyeceklerini duyar gibiyim. Ama ne yapayım: Ne kardeşimin olmamı istediği kadar ciddi bir insanım ne de başkalarının hakkımda neler düşünebileceklerini önemsiyorum. Kamunun önüne şu veya bu sıfatla çıkan herkesin olabildiği kadar dürüst olması gerektiğine inanıyorum. Gerçek ciddiyetin de giysilerde ve ‘ağır ol molla desinler’de değil, tam tersine açıklık ve samimiyette yattığına inanıyorum.
Böylece bugün itibarıyla medyanın meşhur ettiği insanlar listesine (medya maymunları mı deniliyordu?) adım altın harflerle yazılıyor. İlk işim üç dört Hürriyet alıp, eşe dosta dağıtmak olacak. Amerika’daki kızıma ve eşime de birer tane göndereceğim elbette. Yasemin’in “baba bu ne rezalet” demeyeceğini, eşimin kafama bir vazo fırlatmayacağını ümit ediyorum. Sinan Çetin’den yeni filminde başrol, Mudo’dan 2001 sonbahar-kış
koleksiyonunda mankenlik teklifi bekliyorum.