Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı bir şaka nedeniyle gözaltına alınıp bırakılan komedyen Tuba Ulu hakkında üç yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Ulu, “tarihi milli ve manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alındığında bunun Türk Adli Tarihi için önemli bir dönüm noktası oluşturacağını düşünmüştüm.
Çünkü kanunlarımızda “tarihi milli ve manevi değerlere hakaret” suçu yok.
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” diye özetlenebilecek bir temel hukuk kavramı da böylece tarihe karışıyor diye aklımdan geçirmiştim.
Kökeni Roma hukukuna kadar dayanan bu evrensel hukuk ilkesi, Anayasa’nın 38., Türk Ceza Kanunu’nun 2. Maddesi ile bizim mevzuatımızda da yer alıyordu.
Ancak belli ki o gün bu suçlamayla gözaltı kararı veren savcılar da aradan geçen zaman içinde hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenmiş olmaları gereken bu temel kavramı hatırlamışlar.
Ulu hakkında açılan dava son yılların en favori suçlamasıyla açılmış: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik!
Bu suçun oluşabilmesi için her şeyden önce “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” şartı aranıyor.
Hafızamı zorladım, internetten bütün Türkiye’deki haberleri taradım, böyle bir sorun yaşandığını ya da yaşanmasına neden olabilecek bazı hareketlerin meydana geldiğini görmedim.
Yani diyeceğim şu ki savcıların işi mahkemede çok zor: Bu yakın ve açık tehlikenin ortaya çıktığını nasıl ispatlayacaklar?
Tabii şu da var: AKP hukuk anlayışında, savcıların böyle bir sorumlulukları yok. Onlar iddianameyi yazıp, mahkemeye gönderiyorlar, gerisi hâkimin bileceği iş.
Muktedirin öfkesini göze alan hâkim beraat ettiriyor, göze alamayan başından gitsin, istinaf uğraşsın diyerek mahkûmiyet kararını veriyor.
Lehistanlı bir papazın kızı olan Hürrem Sultan, köle tüccarı Kırım Tatarları tarafından kaçırıldıktan sonra Osmanlı Sarayı’na cariye olsun, padişah filan beğenirse onunla yatak arkadaşlığı da etsin diye satılmıştı.
Kanuni’nin kızıl saçlı, yeşil gözlü, beyaz tenli Hürrem’e bayılıp cariye olarak haremine alması anlaşılabilir bir durum yani.
Kanuni ile evlenene kadar dört çocuk doğurduğu ve çocukların da leylek tarafından getirilmediği bir başka gerçek. Zaten “haseki” unvanı da bundan ileri geliyor.
Kanuni, cariyesi Hürrem’in “köle” sıfatını kaldırıp, azad ederek 1534 yılında evlendi. Saraya girip, Sultan Süleyman’ın cariyesi olması ise 1520 yılına gidiyor.
Aradaki bu 14 yıl ile ilgili bir şaka yaparak, milletin manevi değerleri nasıl zedeleniyor, halkın bir kesimi diğerine nasıl düşman olabiliyor?
Demek ki Adliyemize göre Türk milletinin bir bölümünün manevi değerleri çok gevşek, her türlü şakadan etkilenip, zedelenebiliyor.
Manevi değerleri kolayca zedelenenler ile kolayca zedelenmeyenler de birbirlerine karşı kin ve düşmanlık içine girip, kamu güvenliğini tehlikeye düşürüyorlar.
Böyle mi düşünmemiz gerekiyor, doğrusunu isterseniz anlayamadım.
Şu dava bir başlasa da bütün bunların nasıl gerçekleşebildiğini duruşma savcısından dinleyebilsek ne kadar iyi olacak.
———————————–
Türkiye’nin gerçek beka sorununa bir örnek
33 yaşındaki Kaymakam Zikrullah Erdoğan, Millî Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine atandı.
Millî Savunma Bakanlığı’nda bu makam “tümgeneral” rütbesine karşılık geliyor.
Zikrullah Bey, Rize Güneysu doğumlu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile akrabalık derecesi hakkında açık bir bilgi olmamakla birlikte kendisinin twitter’da Erdoğan ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını “dayım canımdır” diye paylaştığı biliniyor.
Söz konusu makamın görevi, “Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacı olan silah, mühimmat, sistem, her türlü araç – gereç, giyim – kuşam, sağlık, enerji, teçhizat, yiyecek ve yakacak ile akaryakıt, madeni yağ ve benzer kapsamdaki merkezi mal ve hizmetlerin tedarik faaliyetlerini yürütmek.”
Makamın askeri karşılığının “tümgeneral” olmasının nedeni de görevin bu kapsamı zaten.
Bir subayın teğmenlikten albaylığa kadar orduda geçirmesi gereken süre 23 yıl. Albay olduktan sonra 3 ile 6 yıl arasında tuğgeneralliğe atanmak mümkün. Tümgeneral olabilmek için de 4 yıl tuğgeneral rütbesinde çalışmak gerekiyor.
Neresinden baksanız Kaymakam beyin yaşı kadar bir süre bu.
Albaylıktan generalliğe geçiş ve general olarak rütbe ilerlemesi Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla mümkün olabiliyor.
Böyle bir makama, sadece 6 yıllık kaymakamlık deneyimi olan bir bürokratın atanması, memleketimizde bu işlerin nasıl yürüdüğünü gösteren tipik bir örnek.
Bürokraside yükselmek, liyakate değil, başka şeylere bağlı.
Lidere yakınlıktan tutun da “bizden olmaya” kadar mesleki beceri ve bilgi gerektirmeyen bambaşka vasıflar aranıyor.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı sorunların temelindeki faktörlerden biri de bu.
Bunu kaç kere yazdım, hatırlamıyorum: Tarihteki devletler bir günde çöküp gitmediler. Önce onları ayakta tutan kurumları çöktü, son çöküş için bir tek fiske yetti!
Bu kimi zaman bir savaş oldu, kimi zaman bir doğal afet.
Tek adam rejiminin Türkiye’yi sürüklemekte olduğu işte tam olarak böyle bir noktadır.
Kamu görevlerine girişten başlayarak, terfi işlemlerine kadar her aşamada liyakatin yerini partizanlık ve akraba kayırmacılığı alınca kurumların birer birer çözülmesi kaçınılmaz.
Ve bu tablo giderek gerçek bir beka sorununa dönüşüyor.
——————————————-
