Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu “kuruntu” ciddiye alınmalı

Bu “kuruntu” ciddiye alınmalı

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yazı yazmadığım geçen hafta partisinin İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanışında bir konuşma yaptı.

Konuşmasında şu cümlesinin altını çizdim:

“Dünyada her kim bu kardeşinize saldırıyorsa aslında Türkiye’ye saldırıyor demektir.”

Bu cümlede “saldırı” kelimesinin yerine “eleştiri” kelimesini de koyabilirsiniz çünkü Erdoğan, çok ama çok uzun bir süredir kendisine yönelik her eleştiriye “bana saldırılıyor” gözüyle bakıyor.

Bunun sağlıklı bir durum olduğunu söylemeye imkân yok tabii.

Nitekim bu yüzden yakın çevresi dahi gördükleri yanlışları söyleyemiyorlar ve Türkiye bir ekonomik felakete doğru kontrolden çıkmış bir şekilde yuvarlanıyor.

Erdoğan’ın “bana saldırıyorlar” diye tarif ettiği durumlar da esasen her türden eleştiri ile ilgili.

Yoksa kimsenin Erdoğan’a saldırdığı filan yok.

Mesela Kılıçdaroğlu’na yapıldığı türden fiziki saldırılarda bulunmak, kimsenin aklından geçmez, geçemez zaten.

Türkiye dışından kaynaklanan bir fiziksel saldırı da olmadı.

Ama gördüğünüz gibi o kendisine saldırıldığı kanısında.

Bence bu açıdan yakın çevresi tarafından desteklenmeli; yalnız olmadığı, kimsenin ona saldırmasının söz konusu olmadığı kendisine anlatılmalı.

Gerekirse bu konuda görevlendirilecek “başdanışmanlardan” profesyonel destek de alınabilir.

Öte yandan kendisini Türkiye ile özdeşleştirdiğine de dikkatinizi çekmek isterim.

Yani bu sadece bir “kuruntu” olmaktan daha fazlası.

“Herkes bana saldırıyor” mantıksız bir kuruntu ama “bu kardeşinize saldıranlar aslında Türkiye’ye saldırıyor” sözü, kişisel bir kuruntunun da ötesinde, ciddi bir politik paranoyaya işaret ediyor.

Bir lider bir kere böyle düşünmeye başladığında artık kendisi gibi düşünüp, davranmayan herkesi otomatik olarak “hain” diye kategorize ediyor.

Bu bir demokraside rastlanabilecek bir durum değil.

Kuzey Kore’de, Çin’de, İran’da olur da Türkiye gibi eksikleri de olsa bir demokraside olmaz.

Unutmasın ki bu sözün benzerlerini geçmişte kendi milletleri, ülkeleri için söyleyenler, şahıslarıyla bir ülkeyi, bir milleti özdeşleştirenler, bugün pek hayırla yad edilmiyorlar.

Mesela, ben kendisini yıllardır eleştiriyorum; gazeteci olarak görevim bu.

Ve bunu yaparken ona saldırdığımı değil tam tersine iyilik yaptığımı düşünüyorum.

İyilik yapıyorum çünkü hata yaptığını düşündüğüm konularda kendisini uyarıyorum.

Yaptıklarından kuşku duymasını, tekrar düşünmesini sağlamaya çalışıyorum.

Benim gibi başka eleştirenlerin de derdi kendisine saldırmak değil, hatalı gördükleri davranışlardan kaçınmasını sağlamak.

Onun için aslında Erdoğan’ı eleştirenler, her sözünü ve eylemini şakşaklayanlara göre kendisine daha fazla iyilik yapmaya çalışıyorlar.

Sosyolog Keith Grint’in bir sözünü aktaracağım, kulağına küpe olsun diye:

“Liderin başarısız olması için takipçilerinin hiçbir şey yapmamaları yeterlidir.”

Kendisini eleştirenlerden değil, her sözünü alkışlayanlardan şüphe duyarsa daha sağlıklı bir yöneticilik yapabilir!

——————————–

Erdoğan’ın bir çiftliği var

Çiftliğinde de başdanışmanları var, biliyorsunuz.

Geçen hafta Sevgi Yiğit, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına tayin edildi. Kutlarım, hayırlı olsun.

2020 Ocak ayında başdanışmanların sayısı 21 imiş. Şu anda sayı kaça çıktı bilmiyorum.

Cumhurbaşkanı’nın bu sıfatı haiz kişilere ne danıştığını da bilmiyorum.

Aslına bakarsanız Erdoğan’ın kimseye danışmaya ihtiyacı da yok.

Çünkü kendisinin maşallah bilmediği, anlamadığı konu yok.

Onun için bu başdanışmanlara ne danışıyor, bilmiyorum.

Başdanışmanların yanı sıra bir de daha alt düzeyde danışmanlar da var sanırım, emin değilim.

Ama bir “baş” varsa, orada mutlaka “kuyruk” da olmalıdır diye bu çıkarsamayı yaptım.

Sevil Hanım’ın hangi vasıfları ve müktesebatı ile bu göreve layık görüldüğünü merak edip, öz geçmişini okudum.

Kendisi iletişim okumuş, Kanal 7’de halkla ilişkiler bölümünde çalıştıktan sonra, Medipol’e girmiş. AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi, tanıtım ve medyadan sorumlu il başkanı yardımcısı, Mart 2021’den buyana da AKP MKYK üyesi. Nisan ayından itibaren de Emine Erdoğan’ın özel kalem müdürü.

Gördüğünüz gibi Sevgi Hanım’ın başdanışmanlığına ihtiyaç duyulacak bir kariyeri ya da eğitimi yok. Zaten İletişim Başkanı Fahrettin Bey var, bu konuda başka bir danışmana neden gerek duyulsun?

Başdanışmanlık makamı belli ki bir tür arpalık olarak kullanılıyor.

Aralarında iki – üç farklı kamu kuruluşundan maaş alanlar da olduğu gazetelere yansımıştı.

Kuşkusuz ki böyle “ağır” bir görevi yerine getirirken kendisine makam aracı, şoför, sekreter vs. de tahsis edilmiş olmalı. Yakınlarına da çakarlı araba ve geçiş üstünlüğü de verilmiş midir, böyle danışmanların varlığını duyuyorum.

Belli ki Saray, AKP çiftliği gibi yönetiliyor.

Finansmanı vatandaşların ödediği vergilerle sağlanan, bir parti çiftliği.

—————————

Türkiye’nin ayarı fena bozuldu

Mükremin Gezgin isimli TC vatandaşı, sosyal medyada hamilelik ve doğum mizansenli paylaşımlarla “fenomen” olmuş.

Bu tür bir “fenomen” olmak kimin ne işine yarar?

Adından söz ettirmeyi sevenlere, bu geçici şöhretlerinin tadını çıkarma vesilesi veriyor olmalı ki bu işlere sardıran çok insan var.

Mükremin Bey de adı üzerinde bir “bey” olarak hamile kaldığını iddia eden fotoğraflar yayınlamış ve en sonunda da bir hastaneye yatarak doğum yapmış.

Bazı TC vatandaşları ki bunları aşırı dinci bazı gazete ve kişilerin tahrik ettiği anlaşılıyor, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na “suç duyurusunda” bulunmuş.

Savcılık da ikiletmemiş Mükremin Bey hakkında “hayasız hareketler ve teşhircilik” suçlamasıyla soruşturma başlatmış.

Öyle bir tablo ki alacakaranlık kuşağı filmleri gibi sanki.

Bir toz bulutu ülkeyi kaplamış ve o tozdan nefes alan herkes aklını kaybetmiş gibi!

Şikâyetçi olan TC vatandaşlarının yapacakları iş aslında çok basit: Hesabı izlemeyi bırakmak!

Hem sosyal medyada hesabı ve paylaşımları izleyip hem de şikâyet etmek için insanın aklından zoru olmalı.

Savcılık da ilginç!

Böyle bir şikâyet ile kapıya dayananı “haydi işine” diye kovalaması gerekirken bir de soruşturma açıyor.

İnsanın gülüp geçeceği, böyle bir espriye gülmeyi zül addedenlerin ise o fotoğraflara bakmak için hiç zaman harcamayacağı bir olay, savcılık soruşturmasına dönüşüveriyor.

İsmet Berkan geçenlerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın “sizin ayarınız bozulmuş” sözünü hatırlatmıştı.

Bu haberi okurken o sözler geldi aklıma.

Birisi Türkiye’nin ayarlarıyla öyle bir oynadı ki aklı başında bir görüntü elde edebilmek artık mümkün olmuyor!

——————————-