Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) serisinin ikinci filmi önümüzdeki Cuma günü vizyona girecek.
Filmi heyecanla bekleyenler arasında mısınız bilmiyorum ama biz filmi beklerken, filmin başrollerinden birinin sahibi Anne Hathaway, People dergisi tarafından “dünyanın en güzel kadını” seçildi.
Bence de güzel kadın doğrusu; çirkin diyeni Allah taş eder, uyarmış olayım.
Bu seçimin dünyanın belli başlı gazetelerine ve internet sitelerine haber olmasının nedeni ise Anne’in yaşı. Kendisi 43 yaşında ve bana sorarsanız 43 artık orta yaş bile sayılmaması gereken bir yaş. Ancak gösteri dünyasında bunu kimse bana sormuyor tabii!
Vanessa Friedman’ın bu hafta NYT’de yayımlanan makalesine göre gösteri dünyasında “30 yaş üstü” yaşlı kabul ediliyormuş. Bunu yazdım diye üzerime gelmeyin, ben demiyorum, Vanessa Hanım’dan aktarıyorum.
Ancak gösteri dünyası da sosyolojiden kaçamıyor, bunu da söylemiş olayım.
Biliyorsunuz moda endüstrisi bu işlerin ayarını ilk veren endüstri. Her şey önce onların başının altından çıkıyor; diğer sektörler onu takip ediyor.
Geçtiğimiz ay Paris moda haftasında sergilenen defileler, moda dünyasının yaşlanan dünyanın sosyolojisine kayıtsız kalamayacağını ortaya koydu.
Chanel defilesinde podyumdaki modellerin 15’i, 40 yaşının üstündeydi mesela. Defilenin açılışını 50 yaşındaki Stephanie Cavalli yaptı.
Bottega Veneta’da dokuz, Tom Ford’da dokuz, Givenchy’de sekiz, Balenciaga’da 5 ve Louis Vuitton’da 4 “yaşlı model” vardı.
Bunlara Gucci defilesinde yer alan 52 yaşındaki Kate Moss; Miu Miu defilesinin kapanışını yapan 57 yaşındaki Gillian Anderson ve Carolina Herrera’da podyuma çıkan 79 yaşındaki Ming Smith ve 52 yaşındaki Amy Sherald gibi sanat dünyasının yedi önemli ismini de eklemek gerekiyor.
Tagwalk verilerine göre en popüler 20 markanın yüzde 5’i defilelerinde en az bir büyük beden manken kullanırken, yüzde 100’ü “yaşlı bir manken” kullanmış.
Tagwalk CEO’su Alexandra Van Houtte, “gerçekte gördüğümüz şey, markaların giderek daha fazla gri saç veya kırışıklık gibi görünür yaşlanma belirtileri gösteren modelleri benimsemesi” diyor.
Vanessa Friedman “moda dünyasında veya modaya yakın alanlarda çalışan kişilerin yaşlarını silmek yerine vurgulamayı tercih ettiği bir hareket gelişti” diye yazıyor.
Eski süper model ve şu anki Estée Lauder elçisi 61 yaşındaki Paulina Porizkova, 1,4 milyon takipçisine makyajsız fotoğraflar ve iç çamaşırlarıyla çektiği videolarla yüz çizgilerini, yaşa bağlı kilo artışlarını ve yağlanmayı sergileyerek bu tartışmada öncülük ediyor.
Üniversite eğitimi için modelliği bıraktıktan sonra, bir yıl önce 52 yaşında podyuma geri dönen Romae Gordon, “ajansların ve sektörün yüzleşmesi gereken pratik bir gerçek var: Yaşlı kadınlar sunulan ürünleri satın alma gücüne sahipler ve kendilerini ve yaşadıkları deneyimleri bu mekanlarda görmek istiyorlar” diyor.
Gordon’un sözlerini doğrulayan veriler var.
Yaşlandıkça saçların beyazlaşmasından ilhamla “gümüş dolar” ya da “gri piyasa” olarak tanımlanan bir durum var.
McKinsey danışmanlık firmasında moda, lüks ve özel perakende uygulamalarının küresel eş lideri Gemma D’Auria, New York Times’da “gerçek şu ki, harcama gücünün yarısı 50 yaş üstü grupta ve harcama gücündeki büyümenin yarısı da 50 yaş üstü grupta gerçekleşiyor” diye anlatmış.
Lüks sektöründeki büyümenin yavaşladığı bir dönemde bu tüketici gurubunun ihmal edilemeyeceğinin altını çiziyor.
ABD merkez bankası Federal Rezerv’e göre, ülkedeki tüm servetin yüzde 70’inden fazlası 55 yaş üstü grupta yoğunlaşmış durumda ve bu grup aynı zamanda tüketim harcamalarının yüzde 45’inden fazlasını gerçekleştiriyor.
Onun için artık “olduğun gibi görünmek” öne çıkıyor.
Chanel’in sanat yönetmeni Matthieu Blazy, Chanel defilesindeki mankenler için “görünüşlerini değiştirmemenin veya onları gençleştirmeye çalışmamanın önemli olduğunu düşünüyorum” diyor.
Balenciaga’nın kreatif direktörü Pierpaolo Piccioli de “hepimiz, kırılganlıklarında bile güçlü kadınları göstermek istiyoruz. Ve yaşınızı göstermekten gurur duymak, güç ve kudretin bir sembolüdür” diye anlatıyor.
NYT’deki makaleyi Nişantaşı’nda bir öğlen vakti popüler bir bistroda yemeğimi beklerken okudum.
Yemek için kafamı tabletimden kaldırdığımda çevredeki masalardaki kadınların çoğunun Piccioli’nin anlattığı mefhumdan haberdar olmadığını düşündüm.
Niye hepsi aynı dudağı yaptırıyor, aynı çeneye sahip olmak istiyor?
Sormak isterdim ama kafama pahalı bir çantayla vurulmasını göze alamadım.
Kaşımın gözümün patlamasından değil, on onbeş bin Euroluk çantaların zarar görmesinden endişe ettiğim için!
——————————–
Çocuk gürültüsünden hoşlanmayanlara müjde!
90’lı yaşlarının sonuna doğru artık yataktan çıkamaz hale geldiğinde Amerikalı milyarder Rockefeller için her sabah içinde sadece iyi haberlerin olduğu bir gazete basılırmış. Tek bir nüsha!
Sadece iyi haberleri okusun ve hasta yatağında mutlu olsun diye!
O vakitten beri de birilerinin hoşuna gitsin diye basılan gazetelere “Rockefeller Copy” deniliyor.
Cennet vatanımız da bu açıdan iyi bir örnek aslında.
Bazı gazeteler sadece bir kişi için ve o kişinin hoşuna gidecek haberleri içerecek şekilde basılıyor. Yetmiyor, bazı haber kanallarının da görevi bu.
Gerçi Reis’in okuma eylemiyle başının hoş olmadığı da biliniyor ama yine de hoşuna gitmeyebilecek şeyleri yazıp, çizmek için biraz yürek yemiş olmak gerekiyor.
Bundan ben muafım. Beni öteden beri sevmez ve okumaz. Bu sayede rahatça istediğimi yazabiliyorum ki buna sevinmeli miyim, üzülmeli miyim, bilemedim.
Oysa okumuş olsaydı, kendisini Fetullahçılar filan konusunda çok önceden uyarmıştım, memleket için yararlı olabilirdi.
Her neyse.
Bu hafta lafa buradan girmemin nedeni TÜİK yöneticileri için endişelenmiş olmam.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “İstatistiklerle Çocuk 2025” bültenini bu hafta içinde açıkladı ve Reis bundan hiç hoşlanmayacak; bunu biliyorum.
Raporu okurken “acaba enflasyon istatistiklerindeki gibi rakamlarla biraz oynasalar daha mı iyi olurdu” diye aklımdan da geçirdim.
Ama belli ki bunlar okumuş çocuklar, “en azından temel istatistiklere elleşmeyelim” demişler sanırım.
TÜİK’e göre 1970’te nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan çocuk oranı 2025’te yüzde 24,8’e geriledi.
Türkiye hızla yaşlanıyor, çocuk oranının 2100 yılında yüzde 14,5’e kadar düşeceği hesaplanıyor.
Allah’ın işine karışılmaz ama ben sanırım “2100 yılını görebilecekler” başlıklı listede yer alamıyorum. Yanlış hesap yaptılarsa, gelecek kuşaklar bundan ancak mutluluk duyacaklardır.
Geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan kent, yüzde 43,3 ile Şanlıurfa oldu.
Onu yüzde 39,2 ile Şırnak, yüzde 36,7 ile Mardin izliyor.
Çocuk oranının en düşük olduğu iller ise yüzde 15,9 ile Tunceli, yüzde 16,9 ile Edirne, yüzde 17,7 ile Kırklareli.
Gelecek yıllarda Türkiye siyasetinin nasıl bir şekil alabileceğinin ipuçlarını da buradan çıkartabiliriz sanırım.
Reis’i kızdıracak istatistik ise hanelerin ancak yüzde 5,7’sinin “üç çocuklu” olması.
4 ve daha fazla çocuk olan haneler ise yüzde 3’ü ancak buluyor.
Reis’in “üç çocuk” tavsiyesi neden hedefini bulmamış diye merak ediyorsanız şunu söyleyeyim ki Türkiye’deki her üç çocuktan biri “yoksulluk ve dışlanma riskiyle” büyüyor.
Yani arkadaşlar, yerli ve milli ahalimiz de dünyanın başka yerlerinin yerli ve milli ahalilerinden farklı değil.
Doğum oranları düşüyor çünkü ekonomik belirsizlikler, yüksek yaşam maliyetleri ve buna bağlı olarak gelişen gelecek kaygısı, her çifti çocuk yapma konusunda tedbirli olmaya itiyor.
Çocukken mahelledeki bazı büyüklerin gürültümüzden çok şikayet ettiklerini hatırlıyorum.
Mesela top oynadığımız boş arsanın yanındaki üç katlı evin alt katında oturan sinirli amca, bizi gürültüyü kesmezsek topumuzu kesmekle tehdit ederdi.
Öyle görünüyor ki Türkiye de çocuk gürültüsünü hasretle arayacak ülkeler arasına giriyor.
——————————–
