Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İmamoğlu’nun politik geleceği

İmamoğlu’nun politik geleceği

Ekrem İmamoğlu’nun önümüzdeki yerel seçimde bir kez daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmek için aday olacağı artık kesin sayılır.

CHP Genel Başkanlığı gündeminden çıktı, İstanbul Büyükşehir belediye Başkanlığı’na bir kez daha seçilmek için aday olacak.

Son genel seçim sonuçlarına baktığımızda görüyoruz ki İstanbul’da AKP ile CHP arasında 750 bin civarında bir oy farkı var.

Cumhur İttifakı’nın bu yerel seçim için de devam edeceğini varsayabileceğimize göre oy farkı 1,5 milyona yaklaşıyor.

Açıkça görülüyor ki İmamoğlu’nun yeniden seçilme iddiasını sürdürebilmesinin birinci şartı Millet İttifakı’nın devam etmesi.

Meral Akşener’in, “Cumhurbaşkanı adayı” olmaya layık gördüğü bir kişiyi belediye Başkanlığı için destekleyip desteklemeyeceği şimdilik muamma.

Ancak İyi Parti’nin 850 bine yaklaşan oyu, genel seçimlerde ortaya çıkan farkı kapatmaya da yetmiyor.

CHP’nin genel seçimde aldığı 3 milyona yakın oyun içinde zaten Saadet, Gelecek ve DEVA partilerinin de oyu var. Bu üç partinin genel seçimlerdeki oy katkısının ne olduğunu kesin olarak söyleyemeyiz ancak bir önceki genel seçimle kıyaslarsak CHP’deki 2 puanlık artışı bu partilere bağlamak mümkün.

Farkı kapatabilmek TİP ve Yeşil Sol Parti’nin oylarıyla mümkün olabilir belki ancak Yeşil Sol’un kendi adayını çıkarma olasılığı bugünkü açıklamalara bakılırsa daha yüksek.

Zaten İmamoğlu’nun önceki seçimi kazanabilmiş olması da yerel seçimde de devam eden Millet İttifakı’nın yanısıra HDP’nin aday çıkarmamış olmasıydı.

Yani İmamoğlu, kazanması çok zor görünen bir seçime girecek; basit aritmetik bunu söylüyor.

İki numaralı dezavantajı ise geçen yerel seçimdeki CHP ile bu yerel seçimdeki CHP’nin aynı partiler olmaması: Hem örgütsel açıdan hem de seçmeni açısından!

CHP İstanbul İl yönetimi ile İmamoğlu’nun arasının açık olduğu sır değil, bazı ilçe belediye başkanlarının İmamoğlu karşıtı olduklarını da biliyoruz.

Belediye Başkanı seçildikten sonra parti içi dengeleri çok da umursamayan İmamoğlu’nun bu sorunu çözmekte zorlanacağı açık.

Örgütsüz bir seçim nasıl kazanılır diye sorarsanız yanıtı belli: Kazanılamaz.

Öte yandan son genel seçim yenilgisi ve ardından CHP’yi ele geçirmiş Kılıçdaroğlu kliğinin koltuğa sıkıca yapışmasının, CHP seçmeninde yarattığı olumsuz duyguları da ihmal etmemek gerek.

Bu kez sabahlara kadar sandık başında bekleyecek gönüllüleri bulmaları bile zor görünüyor.

CHP yönetimi farkında değil ya da farkında değilmiş gibi yapıyor ancak genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmenin sorumlusu olarak görülen kişilerin aynı koltuklarda oturmaya devam etmeleri, CHP’nin genel seçimde aldığı oyun çok altına inmesine de yol açabilir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak gireceği seçimi kaybetmesi, İmamoğlu’nun politik geleceğini nasıl etkiler?

İmamoğlu’nun yanıtını ciddi olarak düşünmesi gereken soru bu.

Kim bilir, belki de Erdoğan’ın karşısına Kemal Kıçıldaroğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkarmak için yem olarak kullandığı uyduruk davada aldığı cezası kesinleşir ve siyaseten yasaklı olup, kaybedeceği bir seçime girmekten korunabilir.

Aritmetiğe bakınca İmamoğlu’nun da içten içe bunun için dua ettiğini görür gibi oluyorum.

———————————–

“Kanunsuz suç ve ceza” adaleti!

Taksim’de maskeli kişiler havaya ABD dolarları fırlatarak yürüyüp, çektikleri görüntüleri de sosyal medyada yayınlayınca polis peşlerine düştü ve 12 kişiyi yakaladı.

Yakalanan kişilerin evlerinde yapılan aramalarda üzerinde “geçersizdir” damgası bulunan çok sayıda “sahte dolar” bulundu.

“Sahte dolar” demek de mümkün değil aslında, çünkü ortada bir kalpazanlık yok. Zaten dolarların üzerinde “geçersizdir” damgası var.

Bununla ilgili görüntüleri izlediniz mi bilmiyorum.

Maskeler takıp ve ilginç giysiler giyen kadınlı – erkekli bir grup ellerindeki dolarları havaya saçıyorlar, peşlerindeki kalabalık da dolarları kapışmaya çalışıyor.

Bir tür sosyal medya deneyi zannettim ilk seyrettiğimde ama değilmiş.

Polisin bu kişileri neden takip edip gözaltına aldığı gerçek bir muamma.

Ortada bozulan bir kamu düzeni yok, herhangi bir suç işlenmemiş. Belki belediye zabıtası ceza yazabilir; yollara kâğıt parçaları attılar, çevre kirliliği yarattılar diye.

Polis yakaladığı kişileri savcılığa sevk etmiş, savcılık da “halkın bir kesinini alenen aşağılamak” suçlamasıyla beş kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasını istemiş. Mahkeme de savcının talebine uymuş.

Burada “halkın bir kesimini alenen aşağılamak” suçlamasına takıldım.

Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi’nin 2. Fıkrası bu suçla ilgili:

“Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Havaya geçersiz dolarlar fırlatarak yürümek, kanunda yazılı bu eylemlerden hangisine karşılık geliyor diye merak ettim.

“Yerlerde sürünerek, geçersiz olduğunu bilmedikleri dolarları kapışanları aşağılıyorlardı” denilebilirdi belki ama bu bir suç değil.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini savcılara hatırlatmak bana mı düşmeliydi, iddianameyi kabul edip adli kontrol kararı veren hâkime mi?

Eğer halkın arasına kapış kapış yapsınlar diye bir şeyler atmak, halkın bir kesimini aşağılama suçu ise kaldırımlarda bekleşenlere çay paketi, oyuncak filan fırlatan Cumhurbaşkanı’na ne diyeceğiz?

Öte yandan aynı maddeye göre “cinsiyet farklılıklarına” vurgu yaparak halkın bir kesimini alenen aşağılayanlara bu maddeyi uygulamak savcıların aklına hiç gelmiyor.

Ve bu suç Türkiye’de neredeyse her gün hem de yetkili ve etkili kişilerce işleniyor ama savcılar tıssss!

Kanunların günün ruhuna göre eğilip, bükülmesi Türkiye’de yabancısı olduğumuz bir şey değil.

Ama ceza kanununda yazılı suçu alenen işleyenlere kanunun uygulanmadığını, onlara uygulanmayan kanun hükümlerinin suçla alakası olmayanlara uygulandığını ilk kez görüyoruz.

—————————————